










Yüzyılın felaketi resmi verilere göre 17 bin 840 can aldı, geride 43 bin 953 yaralı ve 505 sakat kaldı. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar gördü. Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50 bin kişi öldü, 100 bin kişi yaralandı, 133 bin 683 bina çöktü ve 600 bin kişi evsiz kaldı. Depremden sonra yaraların sarılması için harekete geçen devlet, prefabrik evlere yerleştirilen depremzedeler için 20 bin konut yaptı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi 2 bin 177 hasarlı binayı yıktı. 5 milyon metrekare alan kamulaştırıldı ve İzmit’e acil afet kaçış yolları yapıldı. Enkazları bile 6 ayda zor kaldırılan Gölcük de yeni kimliğiyle, yeniden doğdu. 6 bin 500 kişinin öldüğü ilçede şimdi 3 kattan fazla binaya ruhsat verilmiyor.
Yürek burkan hikayeler
Depremde yıkılan binaların yerine yenileri yapıldı, hasarlı yapılar, yollar, viyadükler onarıldı. Ancak 12 senedir onarılamayan tek şey yakınlarını kaybetmenin acısı olarak kaldı. Kimi hala ölen oğlunun, eşinin fotoğraflarına bakamıyor, kimi evladından kalan eşyalara dokunamıyor. Kiminin çocuğuna aldığı hediye elinde kaldı, kiminin acısı dizelere yansıdı, kimisi ise hala kayıplarını arıyor. Acılar ilk günkü gibi tazeliğini koruyor. 7 yaşındaki oğlunu kaybeden ve o döneme kadar ikinci çocuğu olmayan 42 yaşındaki Meryem Kavşut, depremden sonra dünyaya gelen 2 evladıyla hayata yeniden bağlandı.
15 yaşındaki oğlunu ve eşini kaybeden 58 yaşındaki Rıza İncekara da evladının cebinden çıkan kâğıt para üzerine şiir yazıp evinin duvarına astı. “Depremde yaşamını yitiren eşim Melek ve oğlum Servet’in cenazeleri ile kalan eşyalarını aylar sonra teslim alabildim’’ diyen İncekara, “Oğlumun kıyafetlerini kontrol ederken, depremden önceki gece yani 16 Ağustos’ta ona verdiğim harçlıktan kalan para çıktı. Bu parayı aldım, çerçevelettirdim ve duvara astım. Kâğıt paranın üzerine de şu dizeleri yazdım: ‘Gömdüm oğul seni toprağa gömdüm. Tabutunun üzerinde akan pınara döndüm’. Şimdi resimlere bakarak özlem gideriyorum” diyor.
Aldığı hediye elinde kaldı
Ağrı’da vatani görevini yaptığı sırada, 17 Ağustos depreminde 1,5 yaşındaki oğlu ve hamile eşini kaybeden Erkan Saraç, askerden izne gelirken olaydan habersiz bir şekilde eşine ve çocuğuna aldığı hediyeleri 12 yıldır saklıyor. İki yıl evli kaldığı eşinin ölümünden sonra evlenmeyi hiç düşünmediğini dile getiren Saraç,
“8 yıl boyunca o psikolojiyi üzerimden atamadım. İlk zamanlar öldüklerine bile inanamadım’’ şeklinde konuştu. Oğlunu ve eşini enkaz altında bırakan Huriye Özdemir de aradan geçen 12 yıla rağmen çok katlı binalara çıkamadığını anlatıyor. Eşi, oğlu ve gelini ile torununu kaybeden 81 yaşındaki emekli astsubay Ali Yılmaz da diğerleri gibi teselliyi fotoğraflarda arıyor. İki katlı binanın enkazında 12 yaşındaki kızını kaybeden, eşi ve oğluyla birlikte beton yığınlarının arasından çıkarılan Firdevs Akgül de depremden bu yana ilaç tedavisi görerek ayakta duruyor. Acılı anne felaket gecesini gözyaşlarıyla anlatırken kızını çok özlediğinin altını çiziyor.
Su altındaki felakete daldı
Asrın felaketi olarak anılan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde göçük altında kaldıktan sonra iki bacağı kesilen Ufuk Koçak, aradan geçen 12 yıl sonra depremde sular altına gömülen Değirmendere sahiline daldı.
Koçak, su altında o dönemde sahilde bulunan iskelenin, Avcılar Kulübü’nün, çınar ağaçlarının hala dimdik ayakta durduğunu anlattı. Depremde önce gezdiği yerlerde şimdi balıkların dolaştığını belirten Koçak, aradan 12 yıl geçmesine rağmen depremin gerçek yüzünün bütün çıplaklığı ile su altında durduğunu ifade etti. Depremde göçük altında 3 gün kaldığını dile getiren Koçak, bacaklarını kaybetmesine rağmen yaşama tutunduğunu kaydetti. Dalgıçların tespitlerine göre, yaklaşık 100 metrelik alan içinde 25 metre derinlikte midye ve yosunlarla kaplanmış 3 katlı Çınar Otel’in kalıntıları görülüyor. Çınar ağaçları, evler, arabalar balıkların yuvası haline gelmiş. Ufuk Koçak ile birlikte dalan İlker Kenan da Kocaeli’nde deprem izi kalmadığını, ancak suyun altında tüm çıplaklığıyla durduğunu ifade etti. ‘Biz her aşağı indiğimizde 17 Ağustos’u bir kere daha yaşıyoruz.’ diyen İlker Kenan, “ Depremden sonra enkazlar hızla kaldırıldı ve örtüldü. Her dalışımızda gözlerimizden yaşlar geliyor. Ama elimizden de bir şey gelmiyor.” ifadesini kullandı.














