Çin'in Uygurlara yaptığı zulüme karşı en duyarlı ülke Hollanda oldu

Hollandalı parlamenterler, Başbakan Rutte’nin ‘Çok üzücü’ ifadesinin yetersiz olduğunu, Çin’e karşı yaptırımdan kaçınılmaması gerektiğini belirttiler

Çin'in Uygurlara yaptığı zulüme karşı en duyarlı ülke Hollanda oldu
Editör: Turkinfo.nl
06 Ekim 2020 - 09:22

İlhan KARAÇAY yazdı:

Dün yayınladığım ve okurlarımdan çok sayıda reaksiyon aldığım haberimde, Avustralya Düşünce Kuruluşu ASPİ’nin, Çin’de, Uygurları hücrelerde toplamak için tam 380 toplama kampı yapıldığını ve 14 kamp inşasının devam ettiğini belirtmiştim.

ASPI’nin elde ettiği uydu fotoğraflarında açıkça görülen toplama kamplarının, birer eğitim merkezi olduğunu öne süren Çin ise, bu kamplara giden çoğu insanın topluma başarılı bir şekilde geri döndüğünü savunuyor.

Kaldı ki ASPİ’nin uydu fotoğraflarından elde ettiği görüntülere göre, toplama kamplarının tamamının fabrikalara yakın yerlerde inşa edildiği ve bu kamplardaki insanların bu fabrikalarda zorla çalıştırıldıkları anlaşılıyor.

Sincan bölgesindeki Müslümanların, genellikle evlerinde Kuran bulundurdukları ve domuz eti yemedikleri gibi nedenlerle toplama kamplarına götürüldüklerini, kamplarda ise sağlık önlemlerinin bulunmadığını öne süren ASPİ raporunda, tutuklulara eziyet çektirildiği de yer alıyor. 

ASPI raporunda en büyük kampın Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urumçi'deki Dabançeng kampı olduğu belirtiliyor. Bu kampta 100'e yakın bina tespit edildiği belirtilen raporda, Kaşgar'da yeni bir kampın açıldığı, buradaki binaların 14 metre yükseklikte duvarlar ve gözetleme kulesi içerdiği bilgisi yer alıyor.

İlk tepki Hollanda’dan

Dünkü haberin yayınlanmasından sonra ilk tepki Hollanda Başbakanı Rutte’den geldi. Çin’deki gelişmelerin endişe verici olduğunu söyleyen Rutte’ye cevap veren parlamenterler ise, ‘Endişe verici’ sözü ile yetinilmemesi gerektiğini, Çin’e karşı yaptırım planları yapılması gerektiğini belirttiler.

Çin ile yapılan ticari ilişkilerin bozulacak olmasından korkulmaması gerektiğini belirten parlamenterden Bram van Ojik (Yeşil sol) ve Lilianne Ploumen (İşçi Partisi), Martin van Helvert (Katolik Demokratlar Birliği), Joel Voordewind (Hıristiyan Birliği), bu konuda önerge vermeye hazır olduklarını belirttiler.

Hollanda’nın Çin’den milyonlarca tekstil ürünü aldığını, tekstil fabrikalarında ise genellikle Uygurlar’ın çalıştırıldığını öne süren Hollandalı parlamenteler, ‘Nasıl ki çocuk çalıştırılması insanlık dışı ise, zorla adam çalıştırmak da insanlık dışıdır’ diyerek, Çin’e karşı boykot uygulamasını istediler.

UYGUR MEZALİMİNİN TARİHÇESİ

 

Doğu Türkistan’da devam eden Çin mezaliminin daha kolay anlaşılması için geçmişi özetleyerek hatırlatmalarda bulunayım;

Çin’in Doğu Türkistan ile olan bağlantısı 2000 yıldan daha gerilere gitmesine rağmen, bölge etkili Çin yönetimi altında sadece ve kesintilere uğrayarak yaklaşık beş yüz yıl kalmıştır.

1933 ve 1944 yıllarında İslam Şeriatı prensiplerine dayanılarak ‘Doğu Türkistan Türk İslam Cumhuriyeti’ kuruldu. Doğu Türkistan’ın bağımsızlık mücadelesi ise maalesef başarısız kaldı.

Çünkü; Doğu Türkistan bölgesi, 1949’da Komünist Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edildi. Çin Halk Cumhuriyeti bünyesinde 1 Ekim 1955’de özerklik statüsü verilen “Sincan Özerk Bölgesi” Uygur Türklerinin yaşadığı coğrafyadır.

Geçmişten günümüze ve bilhassa 1949’dan beridir bu topraklarda Çin baskısı ve zulmü bitmek bilmiyor.

Sosyal, siyasi ve dini faaliyetleri yasaklanan Uygur Türkleri tarafından, Doğu Türkistan’a özgürlük ve insani haklar kavuşma adına düzenlenen her toplantı, miting, protesto yürüyüşü gibi girişimler Çin devlet güçleri tarafından silah kullanarak sindiriliyor.

Doğu Türkistan’da 1985 yılından bu yana geçerli olan uygulamaya göre şehirde yaşayanlara bir çocuk, kırsalda yaşayanlara iki çocuk sahibi olma kotası hala devam ediyor. Bununla beraber de, Müslüman Uygur Türk nüfusu kontrol altında tutmak için zorla kısırlaştırma ve kürtaj uygulamaları aralıksız devam ettiriliyor.

Uygur Türkleri göçe zorlanarak Doğu Türkistan’ı Çinlileştirme politikaları uygulanıyor. Ayrıca da deprem bahane edilerek Türk İslam mimarisi ile tarihi doku da yok ediliyor.

Toplam nüfusu 20 milyona yaklaşan Doğu Türkistan’da, 2000 yılındaki nüfus sayımı sonuçlarına göre çoğunluğu; yüzde 45’lik bir oranla Uygur Türkleri oluşturuyor. Bu oran 1950’li yıllarda yüzde 80 civarındaydı...Çin’in uyguladığı asimilasyon uygulamaları, doğum yasağı ve göç politikaları sonucu bölgede nüfus dengesi sürekli değişiyor. Uygur Türkleri, Çin’deki başka bölgelere göçe zorlanmalarına ve topraklarına Çin’in en büyük etnik grubu olan Han nüfusunun yerleştirilmesine tepki gösteriyor. Temmuz 2009 olayları tam da bu yüzden başlamıştı.Bir yandan Han Çinliler diğer yandan da Çin devlet güçleri tarafından düzenlenen saldırıları sonucu 5 Temmuz 2009 yılında toplu katliam yaşanmıştır.Katliamdan sonra toplu Cenaze namazları yasaklanmış. Uygurlara ait evler ateşe verilmiş, işyerleri tahrip edilmişti. Han Çinlilerle polis ve askerlerin öldürdüğü binlerce Uygur Türkünün cesetleri günlerce sokaklarda bekletildi.Öldürülen Uygurluların sayısının 3000 olduğu Uygur teşkilatlarınca tespit edildi.

OLAYLARI ÇİN DEVLETİ PROVOKE EDİYOR

Müslüman Uygur halkı, halen geleneklerini, dillerini ve dinlerini yaşama hakkına sahip değiller. Öyle ki, çocuklarına gizlice dini eğitim vermekte ve sadece aile içinde Uygurca konuşulmaktadırlar. Yıllardır fiili bir işgal ve sistematik bir asimilasyonla politikalarına karşı sahipsiz Uygur halkı direnmeye çalışıyor. İşçi ve memurlar, kadınlar ve öğrencilere camiye giriş yasağı getirilmesi olayları daha da kışkırtıyor.Temmuz 2014’te yaşanan olaylar ‘ibadet özgürlüğü’ kısıtlamasından kaynaklandı. Özellikle ramazan ayında oruç yasağı getirilmesi protestolara neden oldu. Yarkent bölgesinde başörtülü kadınlara yapılan saldırı sonrası büyüyen protestolara silah kullanarak cevap verenÇin güçleri katliam yapmaktan çekinmedi.Olaylar silah gücüyle bastırılsa da ağır baskılar sonucu oluşan gerginliklerin biri bitmeden öteki başlıyor.Çin devlet güçlerinin orantısız güç kullanması sonucu yakın tarihin en büyük toplu katliamları yaşandı. Uluslararası İnsan Hakları kuruluşları Temmuz ayı sonlarından bu yana Doğu Türkistan’ın Yarkent bölgesinde çıkan olaylarda 2 bin kişinin ölmüş olabileceğine dikkati çekiyor.Şimdi yeni bir yasak getirerek yeni olaylara Çin devlet güçleri zemin hazırlıyorlar. Seyahat özgürlüğü olmadığı için pasaport alamayan Müslümanlar hacca da gidemiyor.Dünya siyaset bilimcilerinin yorumuna göre; Urumçi olaylarının büyümesinde Çin’in 1949’tan bu yana Uygurlara uyguladığı kötü muamele ve asimilasyon politikalarınınetkisi olduğunu ifade edildi.

Çinliler, Doğu Türkistan’daki mezalimini sürdürürken diğer yandan da İslam kültür ve tarihini yok ediyor. Kaşgar, Şubat 2003’de meydana gelen depremde büyük zarar görmüş, Kaşgarve çevresinde binlerce insan evsiz kalmıştı. Bölgenin deprem kuşağında olması, Çin yönetimini için büyük bir fırsat oldu.Tarihi Kaşgar şehrinde; 2010 yılında başlayan ve 2015’te sona erecek kentsel dönüşüm çalışmalarını bahanesiyle şehrin İslami ve tarihi kimliği yok edilecek. Kentsel dönüşüme birde deprem ilave edilerek şehrin tarihi dokusu tamamen silinecek… Sadece bu çalışmalar yüzünden bile Kaşgar’dan 220 bin Uygur Türkü göç ettirildi.Çin devlet politikasının özeti şu; “Uygur Türklerinin özgürlük ve hak arayışları devam ettikçe baskı, yasak ve saldırılarda artarak devam edecek”Yani; Çin asimilasyon politikalarının devamı olan, göçe zorlama, baskı, yasak ve saldırılar ile idamlar ve mahkemeler halen aralıksız devam ediyor.Kısacası; Doğu Türkistan’da ne Çin mezalimi ne de, bu mezalime karşı tarih boyu sürdürülen direniş, bitmedi bitmeyecek.
Tarihçe:Kemal Çelebi.
 


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum