Hollanda'da ​Ajax mücizesi

1970’li yıllarda, ‘Futbol bir savaştır’ deyimi ile ‘Total Futbol’u ve Ajax mucizesini yaratan Rinus Michels’i rahmetle anarak, ikinci Ajax mucizesine değinmek istiyorum. Bu yorumun altında, Ajax’ı daha iyi tanıtan yazıma ve Show TV için yapmış olduğum röportajın linkine bakınız.

Hollanda'da ​Ajax mücizesi

1970’li yıllarda, ‘Futbol bir savaştır’ deyimi ile ‘Total Futbol’u ve Ajax mucizesini yaratan Rinus Michels’i rahmetle anarak, ikinci Ajax mucizesine değinmek istiyorum. Bu yorumun altında, Ajax’ı daha iyi tanıtan yazıma ve Show TV için yapmış olduğum röportajın linkine bakınız.

Hollanda'da ​Ajax mücizesi
23 Mayıs 2019 - 06:50

Ajax-Tottenham maçı



8 mayıs Çarşamba akşamı Amsterdam’da Johan Cruyff  Stadı’nda  oynanan Ajax-Tottenham maçı, ‘Futbolun cilvesi’ denen olguyu perçinledi. Zira Ajax, rakip sahada 0-1 kazanmış olduğu maçtan sonra turu atlamış gibiydi. Hele hele, 8 mayıs akşamki rövanş maçında 2-0 öne geçince, tura kesin gözüyle bakılıyordu. Ama bu konuda herkes yanıldı. Tottenham 2-0’lık skordan sonra iki gol attı ve durum 2-2 oldu. Bu sonuca göre de Ajax tur atlayacaktı. Ne varki  Ajax, 6 dakikalık uzatmaın son 30 saniyesinde yediği golle Şampiyonlar Ligi finaline veda etti.



Bir gece önce oynanan Liverpool- FC Barselona maçında da bir mucize yaşanmıştı. İlk maçı 3-0 kazanan Barcelona, rövanşta 4-0 kaybedince, Liverpool finale kaldı. Bu maçtan sonra herkes, Ajax’ın final oynayacağından emindi. Ancak profesyonel fotbolde hiç bir şey garanti değildi.

Ajax, 1 Haziran’da Madrid’de yapılacak final maçına ne yazık ki gidemeyecek.



Ajax, Tottenham Hutspur’a karşı  ikinci yarıda, Madrid’de, Torino’da ve Londra’da ilk yarıda sergilediği kombine futbolu sergileyemedi. İlk yarıyı 2-0 önde bitirdiği maçta, ikinci yarıda tıpkı, Londra’da 1-0 önde kapadığı maçın ikinci yarısındaki gibi şımarık bir futbol oynadı.



Ajax’ın geçmişi

Ajax’ın geçmişini anlatırken Kovacs’tan da söz etmek gerekir.  Rinus Michels’in 1971 yılında kazandırdığı Avrupa Şampiyonluğundan sonra, Michels’in yerine gelen Stevan Kovacs, devam ettirdiği Total Futbol sayesinde 1972 ve 73 yıllarında da Avrupa şampiyonluğunu Ajax’a kazandırdı. Kovacs daha sonra transfer olduğu Fransa milli takında da Total Futbol’u uygulayan Kovacs, Fransa futbolunun bugünkü gücüne kavuşmasında büyük rol oynamıştı.





Şimdi de Erik ten Hag adında bir Hollandalı Ajax’ın başına getirildi. Erik ten Hag’ın eski günlerine kavuşturduğu Ajax’ın,  Şampiyonlar Ligi’nde bu şekilde çökeceğini kimse tahmin etmemişti. Johan Cruyff Stadı’ndaki seyirci desteği bile Ajax’ı kurtaramamıştı.  Ajax, böylece  beşinci kez Avrupa Kupası’nı alma şansını da kaybetmişti.



Futbol, şimdilerde spor olmaktan çıkmış, profesyonel bir para kazanma makinesi haline gelmiştir. Bosman kararından sonra, büyük sermaye sahipleri ünlü futbol kulüplerini ele geçirmeye başladılar. Özellikle İngiltere, İspanya, Almanya ve İtalya gibi büyük futbol ülkelerindeki kulüplere ilgi duyan büyük sermaye, beklenen başarıyı elde etti. İşte bu nedenle de bugün 4 İngiliz takımı Avrupa kupalarının finalinde yer aldılar.



Şimdi yeni nesil okurlarımız diyecekler ki: ´Sen ne anlarsın futboldan?´

Evet bu çok yerinde bir soru. 

Eski nesil bilir ama, yeni nesil bilmez. 

Benim futbol dünyasındaki yaşamım 1967´de başladı. 

  

Benim gibi yurtdışında gazetecilik yapanlar, gazetecilikte muhabirliğin ve yorumculuğun her dalına konmuşlardır.Yurt içindekiler gazeteciliği, ya spor, ya ekonomi, ya politika veya magazinci olarak yaparlar. 

Kaldı ki biz yurtdışındaki gazeteciler, haberciliğin her türlüsüne dalış yapmışızdır. 

Yani, yurtdışındaki muhabirlerin bilgi ve deneyim dağarcığı, yurt içindekilerden daha zengindir. 

  

Önce, özellikle yeni nesil okurlarım için futboldaki otoritemi kısaca anlatayım. Gençlik çağımda, Mersin´de sadece Ulus Gazetesi´ne politika yazarken, 1967 yılında geldiğim Hollanda´da Tercüman gazetesine muhabir oldum. O sıralarda Johan Cruyff 16 yaşındaydı. 1968 yılında Avrupa Şampiyonası´nda Ajax ile Fenerbahçe eşleşince, spor müdürümüz Necmi Tanyolaç ağabeyimizden bir telegraf gelmişti: “Fenerbahçe Ajax ile eşleşti. Stop. Ajax´ı takip et. Stop. Bize bol bol fotoğraf gönder. Stop. Özellikle Cruyff, Swart ve Keizer´in fotoğraflarını gönder..Stop.” 

  

İşte, futbol muhabirliği ve daha sonra futbol yazarlığı yaşamım böyle başladı.

Fenerbahçe tam 10 Kasım günü Schiphol´a inmişti. Futbol heyecanı 10 Kasım´ı unutturmuş ve havaalanında saz çalınmış, dansöz oynatılmıştı. Aynı gece Amsterdam´daki İstanbul Restaurant´ta Ajax ve Fenerbahçe ekibi eğlenmişti. 

Ben, talimat üzerine özellikle Johan Cruyff, Piet Keizer ve Jack Swart ile ilgileniyor ve röportajlar yapıyordum. Pek de sarışın olmayan Johan Cruyff´a ´Sarı fare´ lakabını takmıştım. Sarı olduğu için değil, bir fındık faresi gibi rakiplertini yiyip bitirdiği için. 

 



 



1970’li yıllarda, çok yakından takip ettiğim Ajax’ı o zamanki başkanı Jaap van Praag, beni onur üyesi olarak kaydetmiş ve bir de loca vermişti. Çoğu zaman, Cruyff’ın 14 numaralı formasını giyer ve antremanlara katılırdım. İşte böyle antremanların birinde Piet Keizer ile görüntülerim.



 



Spor muhabirliğim, daha sonra  transfer olduğum Hürriyet gazetesinde devam etti. 

´Árap Samim´ lakaplı, şimdi rahmetli olan Samim Var  ağabeyimiz, dünya futbolunun duayen yazarlarındandı. Samim ağabey ile pek çok spor etkinliğinde beraber çalıştım. Samim ağabey gerçekten dünyada bir simgeydi. Hiç unutmam. Bir Real Madrid-Ajax maçı için birlikte Madrid´e uçmuştuk. Bizi havaalanında kim karşıladı biliyor musunuz? 

Söyleyeyeim: İspanya Futbol Fererasyonu Başkanı.

Başkan bizi aynı gece bir balık lokantasına götürdü. Masamıza denizden ne çıktıysa getirdiler. Tabağıma konan sülükleri yemek istemeyince, Samim ağabeyimin ´Ye ulan, yemezsen çok ayıp olur” deyişini ve benim de o sülükleri yiyişimi hiç unutamam. 

  

Samim Var gibi bir ustanın yanında pek çok şampiyonaları izledim ve deneyim kazandım. Daha sonra 1974 Almanya, 1978 Arjantin, 1982 İspanya,  1990 İtalya ve 1994 ABD´deki Dünya Futbol Şampiyonaları, 1976 Yugoslavya, 1980 İtalya, 1984 Fransa, 1992 İsveç ve 2000 Hollanda-Belçika Avrupa Şampiyonalarını izledim ve yazdım. Ayrıca 1980´de Uruguay´da Yapılan Mini Dünya Şampiyonasını da Hürriyet adına izleyen tek Türk gazetecisiydim. Öyleki, Hürriyet´teki imzalarım 9 sütun büyüklüğünde yayınlanırdı. 

Böylece 6 Dünya, 5 de Avrupa Şampiyonası izlemiş bir gazeteci oldum. 

Spor yazarlığım Fotospor ve Fanatik gazetelerinde sürdü. 

  

İşte benim futbol geçmişim böyle. 

Bugün gazetelerde ve televizyonlarda okuduğunuz ve izlediğiniz spor yazarları ve spikerlerinin yüzde 80´ni benim yakın dostlarımdır. 

Eskiden gazetecilikten kazandıkları paralarla karınlarını doyuramayan arkadaşlarımız, televizyon kanallarının çoğalması ile birlikte çok para kazanır duruma geldiler. Bunlardan bazıları biraz şımardılar. Yorum yaparken ahlak ve insaf sınırlarını aştılar. Bir antrenör veya futbolcuyu tenkit ederken, kişiliklerine saldırdılar ve onların ekmek kapılarını kapatmaya çalıştılar.

Futbolcu veya antrenör için eleştiri yapmak başka şey, “Kovun bu adamı, ne işi var bu kulüpte” demek başka bir şeydir. Ama ne yazık ki, bazı yorumcu arkadaşlarımız egolarını tatmin etmek için başkalarının ekmek parasıyla oynayacak düzeyde yorumculuk yapıyorlar. 

  

Bir şey daha var. Yıldız futbolcular iyi oynamadan da takıma yarar sağlarlar. 

Chevcenko, İbrahimovic, Ronaldo, Ronaldinho ve Inzaghi gibi futbolcular her maçta iyi mi oynuyorlar ? Ama bu futbolcular, futbolu çok iyi bilen teknik adamlar tarafından 90 dakika sahada tutuluyorlar. 

  

 



Ne Maradona, ne Pele, ne Messi ne Ronaldo

DÜNYA’YA GELMİŞ EN BÜYÜK FUTBOLCU TARTIŞMASIZ JOHAN CRUYFF’TIR

 



Johan Cruyff ile ilk görüşmem 1978 yılında, son görüşmem de 1984’te oldu



 



Johan Cruyff; O’nunla ilk röportajımı yaptığım yıl 1968 idi.Hollanda’dan Amerika’ya gitmek üzereydim. Tam o sırada Tercüman gazetesinin Spor Müdürü merhum ağabeyimiz Necmi Tanyolaç’tan bir telgraf almıştım: İlhan, Fenerbahçe Ajax ile eşleşti STOP. En seri şekilde röportaj ve fotoğraflarını bekliyorum STOP. Özellikle Johan Cruyff ile mutlaka görüş ve fotoğrafla STOP.



İşte o anda Amerika yolculuğumu erteleme kararı almıştım. Johan o zaman 19 yaşındaydı. Kendisini o tarihten iki yıl önce Amsterdam’da Beşiktaş’a karşı izlemiştim. O zaman Hollanda’da tesadüfen bulunuyordum. Hollanda’ya gelip yerleşişim 1967’de oldu.

Johan Cruyff’ı yazmak ve tarif etmek çok zordu. O genç yaşında iken, ileride bir futbol efsanesi olacağına kesin gözüyle bakılıyordu.

13 Kasım 1968’de oynanan maçı Ajax 2-0 kazanmıştı. Ama bu maçın bir de rövanşı vardı. İşte onun için ertelediğim Amerika seyahatimi askıya aldım. Rövanş maçında da Ajax 0-2 galip gelmişti.

O zaman Johan Cruyff’a ‘Sarı Fare’ adını ben koymuştum. Sarı olduğu için değil, rakiplerini bir fındık faresi gibi yediği için.

Düzdabandı Johan Cruyff. Bu nedenle askere alınmadı. Ama aynı ayaklarla fotbol sahalarında bale yapıyordu adeta. Bunu, düzdaban ayaklarını gösteren bir fotoğraf ile haber yapmıştım.



Johan Cruyff’ın Ajax’ta oynadığı süre boyunca, O’nu her iki haftada bir Ajax Stadı’nda izliyordum. Zira o zaman kulübün Başkanı dostum Jaap van Praag beni ‘Onur Üyesi’ yapmış ve şeref tribününde yerimi ayırmıştı.



Ne var ki, Johan 1973 yılında Barcelona’ya transfer olduktan sonra maçlara gitmez oldum.

Zira benim seyretmek istediğim sadece Cruyff’tı.

Neden mi?

Çünkü O, dünyaya gelmiş geçmiş en iyi futbolcuydu. Futbolu ayaklarından önce aklıyla oynuyordu. Topa vuruşları, bilardo topuna dokunuş gibiydi. Yani topu istediği tarafa yönlendirebiliyordu.



14 Numara adlı dokümanter filmini izleyenler O’nun bu konudaki maharetlerini çok iyi bilirler.

Cruyff, bir başka dokümanter filminde bilardo masasındaki vuruşu, futbol sahasında top ile aynen yaptı ve topa bilardo topu gibi istikamet verdirmişti.



Cruyff, hangi takımda oynadıysa şampiyon yaptı. Şampiyon yapamadığı tek takım, Hollanda milli takımıydı.

Barcelona’dan Hollanda’ya dönüş yaptığı zaman Ajax ile anlaşamamıştı. Menajerliğini yapan mücevheratçı kayınpederi Cor Coster O’nu Feyenoord’a satmıştı.

Feyenoord çok kötü durumdaydı. Ama Cruyff aynı yıl Feyenoord’u da şampiyon yaptı.



Futbolu iyi takip edenler, Cruyff’ın yeteneğini de çok iyi biliyorlardı. Şahsen ben de futbol uzmanı olan arkadaşlarım ile hep tartışırdım. Kimi ‘Enbüyük Pele’ derdi, kimi de ‘En büyük Maradona’. Ama ben hep itiraz ettim. Cruyff başlı başına bir takımdı. Yılan gibi kaçan çalımları ve topa vuruşları ile göz zevkine hitap eden Cruyff, bir maestro gibi takımı da yönetiyordu.



Futbolda aktif olduğu yıllarda bile sigara içiyordu. Bir gün doktoru ona, ‘Sigarayı bırakmazsan öleceksin’ dedi. O ne yaptı biliyor musunuz?  Sigarayı değil, futbolu bıraktı.



Şimdi, hiç kimse, ‘Hangi futbolcu daha iyiydi‘ tartışmasına girmesin. Lütfen, bilgisayarda tüm arama motorlarına bakın. Johan Cruyff’ın maçlarını izleyin. İnanın ki, öyle zevk alacaksınız ki, ne Messsi, ne Maradona ve ne de Pele, size futbolu O’nun kadar sevdiremez.



Toprağın bol olsun ve de Allah rahmet eylesin Johan !



  



Ajax bir futbol okulu

Ajax, Türk takımları ile pek çok kez karşılaşmıştı. Beşiktaş, Fenerbahçe, Bursaspor ile karşılaşmış olan Ajax’ın, 1993’te Beşiktaş ile oynadığı maçtan önceki TV röportajımı izleyebilmek için bu linketıklayınız lütfen.

İlhan KARAÇAY



YORUMLAR

  • 0 Yorum