Gülsemin Konca

Gülsemin Konca


Boşanıyorum demek kolay mı sanıyorsun?

23 Mayıs 2017 - 22:02

Bazen yol almak için yürümek değil, durmak gerekir...

”Mutsuzluk”, hayat cümlemin gizli öznesi…

Hayat sahnesinde oyuncu değil, seyirciyim adeta. Geç­miş kenara, seyrediyorum kendimi. Bu yaşadığım hayat bana ait olamaz. Bu hayatı yaşayan ben olamam. Bu ben değilim.

Kendimi ait hissetmediğim bir hayatın içindeyim... Artık kendimi tanıyamaz oldum. Hayatımı sorgulamayalı uzun zaman oldu. Sanki bir robota dönüştüm. Neden, ni­çin demeyen, hayır kelimesini lügatınden silmiş, her şeye boyun eğen bir robot gibi hayatıma devam ediyorum. Ken­dimden vazgeçmiş bir halde, rüzgârla savrulan bir yaprak gibiyim adeta. Hayatıma yön veremiyor, yönlendirilen bir hayatı yaşıyorum. Geleceğe dair umutlarım öksüz kaldı...

Bazen içinden geleni yazarsın, bazen de içinden gide­ni. Ben, benden gidenleri yazıyorum. Bu yazdıklarım; sus­tuklarımın sadece bir özeti. Yazmak, sessiz haykırmaktır. Haykırıyorum mutsuzluğumu. Duyan var mı?

Geceleri gizli gizli ağlıyorum. Mutlu değilim. Hem de hiç mutlu değilim. Nefes alamıyor, boğuluyorum...

Mutsuzluğumu kimseyle paylaşamıyorum, en yakın­larımla bile...Tepkileri ne olur, bilemiyorum. Belki de “çekmek zorunda­sın, katlanacaksın” diyecekler. Belki de “çık gel yanımıza, kapımız her zaman sana açık” diyecekler...

Kendini mecbur hissetmek en kötüsü... Bu duyguyu sev­miyorum. Mecbur olmamalıyım mutsuzluğa, memnun olma­dığım bir yaşamın içinde olmaya. Onu anlamakla, ona katlan­mak arasında sıkıştım kaldım. Ne yapmalı, nerden başlamalı bilmiyorum. Kimden yardım istemeli, kime güvenmeliyim?

Hayatımın akışını değiştirmek için cesaret ararken, isteme­diğim bir hayatı yaşamak için kalmak cesaret mi, korkaklık mı? En çok yaptığım şey; pasif isyan. Sessizce ağlıyorum...

Ben nefes aldıkça, havadaki oksijen azalıyor sanki. Baş ağrılarım çoğaldı. Bazen dayanılmaz bir dereceye geliyor bu ağrılar. Uyumak; saatlerce, haftalarca, aylarca, belki de yıllarca... Mutsuzluğum geçene kadar uyumak istiyorum. Kimse bana dokunmasın, kimse benden bir şey istemesin. Beni bana bıraksın...

Herkesin hayatı kendine göre zorluklarla dolu. Bu hayat yükü, sandığım kadar ağır değil. Ben nasıl taşımam gerektiğini bilmiyorum belki de. Her zaman olduğu gibi yine kendimde arıyorum hatayı. İnsanların beni yorması yetmiyor gibi, bir de ben kendimi yoruyorum suçlayarak. Aslında kendime kızgınım, kendimi suçlamam bu yüzden. Kendimle olan bir savaşım var. Hayatımın gidişatını değiştiremediğim için kız­gınlığım kendime. Kabullenişim, memnunmuşum gibi görü­nüşüm, kendime olan öfkemi artırıyor. Neden mutluymuşum gibi yapıyorum, neden hep “miş” gibi, neden?

Hani Hollywood filmlerinde final sahnelerinde olur ya bazen: Yolun ortasında ellerimi yana, başımı havaya kaldırıp sesimin yettiğince “hayır” diye haykırmak istiyorum. Ama bu hayır, kaderime değil… Kendime hayır diyorum. “Yapma bunu, devam etme böyle… Hayır’ı artık hayata geçir!” demek için bu haykırışım kendime. İsyanım Yaratan’ıma değil, bana...

Gözyaşlarımı içime akıtmaktan usandım. Sahte gülü­cükler yerine samimi gözyaşları olması gerekmez mi? Bana yakışan, sahtelikler değil ki... İçim avaz avaz ağlarken, dışım gülücükler dağıtıyor. Dışım panayır yeri, içim savaş yeri...

Herkes, içimde kopan fırtınalardan habersiz, mutlu aile pozu vermek de neyin nesi? Mutlu değilim ki...

Son zamanlarda sağlığım da iyi değil. Sürekli başım dönüyor. Mide kramplarım oluyor aralıklarla. Bir labiren­tin içindeyim. Çıkışa varamıyorum. Yolları aradıkça kafam karışıyor, panikliyorum. Artık yolu aramaktan da yorul­dum. Ben bu oyundan sıkıldım. Evet, mızıkçılık yapıyo­rum, oynamıyorum ben. Biri beni bu labirentten çıkarsın, bunalıyorum.

Uyuyanı uyandırmak kolaydır, ama uyuyor taklidi yapanı uyandırmak zordur. Sanırım bu yüzden geç uyan­dım... Anladım ki; kendime gelmem için başkasından git­mem gerek...

 

Gülsemin Konca

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum