Siyasi güç kavgasının merkezindeki proje: Kuzey Akım 2

Kuzey Akım 2 boru hattı projesine yönelik anlaşmazlıklar, önce G7 zirvesinde atılan adımlar, akabinde Şansölye Merkel’in ABD ziyareti sırasında yapılan görüşmelerle şimdilik aşılmış görünüyor.

Siyasi güç kavgasının merkezindeki proje: Kuzey Akım 2
Editör: Turkinfo.nl
30 Temmuz 2021 - 05:58

Amerika Birleşik Devletleri, Rusya’nın hakimiyet ve nüfuz alanını kuşatmak maksadıyla her türlü imkânı kullanma gayreti içerisinde hareket ediyor. Bu maksatla, Avrupa Birliği’ni (AB) ve AB üyesi olan NATO müttefiklerini, Rusya’yı baskılamak ve yaptırım uygulamak için kullanmaktan çekinmiyor. ABD bir yandan askeri alanda Polonya ve Romanya’daki kuvvetlerini artırma gayretine girişirken, diğer yandan ise ekonomik açıdan Rusya’nın zararına olabilecek her türlü yaptırım uygulamalarını hayata geçirmekten geri durmuyor. Geçtiğimiz yıllarda Avrupa ile Rusya arasındaki en önemli ve prestijli projelerden biri olan Kuzey Akım 2 boru hattı projesi de ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlardan nasibini aldı.

Kuzey Akım 2 hattının hayata geçirilmesinden doğrudan etkilenecek olan ve Avrupa enerji güvenliği açısından önemli bir ülke olan Ukrayna’nın tepkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. 

Kuzey Akım ve Kuzey Akım 2 projeleri, eski Alman Şansölyesi Gerhard Schröder’in Avrupa’ya hediyeleri olarak biliniyor. Putin ile yakın dostluğu olan Schröder’in başbakanlıktan ayrıldıktan kısa bir süre sonra, Rus enerji devi Gazprom’a transfer olması, bu şirkette ve diğer Rus şirketi Rosneft’te aldığı görevler Almanya’da yoğun şekilde eleştirildi. Bu eleştirilere rağmen, Kuzey Akım ve Kuzey Akım 2 projeleri Schröder’in sayesinde Almanya’yı Avrupa enerji arzında önemli ve kilit ülke haline getirdi.

Almanya ve Rusya açısından sembol ve prestij projesi olarak görülen Kuzey Akım 2’nin inşaatına 2015 yılında başlanması, sadece Almanya içerisinde tartışılmakla kalmamış, AB başkenti Brüksel’in de tepkisini çekmişti ve Atlantik’in diğer kıyısından da bu projeye eleştiriler getirilmişti. Trump döneminde sürekli ABD çıkarlarına bir tehdit olarak görülen proje, bir yandan Rusya için uygulanacak yaptırımların temel gerekçesini oluştururken, diğer yandan Avrupa-ABD, aynı şekilde ABD-Almanya arası ilişkilerde derin çatlaklara sebep oldu. Projeye yöneltilen en büyük eleştiri yine Avrupa’nın kendi içinden geldi. Projenin hayata geçirilmesiyle AB üyesi eski Doğu Bloku ülkeleri, bilhassa Vişegrad Grubu olarak bilinen Macaristan, Slovakya, Çekya ve Polonya; enerji arz güvenliği açısından Avrupa için önemli bir ülke olan Ukrayna ile AB’nin geri kalan üyeleri arasında derin siyasi çatlakların oluşmasına da zemin hazırladı.

Trump yönetiminin hayata geçirdiği çeşitli yaptırım mekanizmalarıyla Kuzey Akım 2 boru hattı inşası 2019 sonundan itibaren tamamen durma noktasına geldi. Biden yönetiminin göreve başlamasıyla Avrupa tarafında, bilhassa Almanya tarafında bir yandan ABD ile ilişkilerde yumuşama beklenirken, diğer yandan Rusya’ya yönelik yaptırımlar sebebiyle tamamlanması tehlikeye giren Kuzey Akım 2 projesinin devam ettirileceği beklentisi hâkim oldu. Ancak Biden yönetimi de Trump döneminde alınan yaptırım kararlarının arkasında durarak, Kuzey Akım 2 projesine karşı olduğunu açıkça beyan etti. Biden yönetimi yaptırım kararlarına rağmen, Kuzey Akım 2 projesinde faaliyetlerine devam eden firmalara son olarak 15 Temmuz 2021 tarihine kadar mühlet verdi. Bu tarihten sonra projede faaliyetlerine devam eden firmalara yönelik ve projenin ana firması “Nord Stream 2 AG” ile yöneticilerine yönelik ağır yaptırımlar uygulanacağını belirtti.

Kuzey Akım 2 projesi üzerinde varılan anlaşmanın ardından projeye başından beri karşı çıkan geniş bir çevrenin şimdilik geri çekildiği görülüyor. ABD’de Kuzey Akım 2’ye karşı olan Demokratlar Biden’a bağlılıkları ile projeye muhalefetleri arasında bir açmazın içine itilmiş durumda. 

Sürpriz anlaşma, yoğun tepkiler

Eylül 2021’de yapılacak Bundestag seçimlerinde aday olmama kararı alan Şansölye Merkel, geçtiğimiz günlerde ABD’yi ziyaret etti ve Biden ile görüştü. İkili görüşmelerde, bir yandan Trump döneminde iyice gerilen ve hatta kopma noktasına gelen ABD-Almanya arasındaki ilişkilerin yeniden canlandırılması görüşülürken, diğer yandan da Kuzey Akım 2 ile ilgili yaptırım kararları masaya yatırıldı. Kuzey Akım 2 projesinin tamamlanması konusunda, Haziran 2021’de yapılan G7 zirvesinde Merkel ile Biden arasında ilk adımların atılmasının ardından Şansölye Merkel’in ABD ziyareti sırasında da çerçevesi belirli bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma sonucunda ABD, projede yer alan şirketlere ve yöneticilerine karşı yaptırım kararlarını askıya almaya karar vererek, Kuzey Akım 2 projesinin tamamlanmasına yeşil ışık yaktı.

Merkel’in ABD ziyareti sırasında varılan anlaşma hem ABD hem de Avrupa tarafında ciddi tepkilere neden oldu. Bilhassa ABD içerisinde gösterilen tepkilerin hayli dikkat çekici olduğunu ifade etmek gerekir. Bu tepkilerden bazılarına, bilhassa Biden’ın partisinden gelen tepkilere bakıldığında, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Victoria Nuland ile Senatör Jeanne Shaheen’in eleştirilerinin öne çıktığı görülüyor. Her iki yetkili de anlaşmanın ABD açısından kötü bir anlaşma olduğu, hem Avrupa’nın enerji güvenliğini tehdit ettiği hem de ABD’nin ekonomik çıkarlarına aykırı olduğu yönünde görüş bildirdiler. Muhalefet sıralarından Teksas eyaleti Senatörü Ted Cruz’un anlaşmaya tepkisi ise daha ağırdı. Cruz’a göre Biden, Putin önünde diz çöktü ve anlaşma Putin’e kapitülasyon anlamına geliyor. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki Cumhuriyetçilerin Sözcüsü Michael McCaul’a göre ise Rusya’nın Kuzey Akım 2 hattını Ukrayna ve transatlantik enerji güvenliğine karşı bir silah olarak kullanacağı kesin.

Kuzey Akım 2 hattının hayata geçirilmesinden doğrudan etkilenecek olan ve Avrupa enerji güvenliği açısından önemli bir ülke olan Ukrayna’nın tepkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. Ukrayna’ya göre anlaşmaya varılması ve boru hattının tamamlanacak olması, bir yandan Ukrayna’nın güvenliğini tehdit ederken bu ülke için iktisadi açıdan da büyük kayıplar anlamına geliyor. Halihazırda Ukrayna, Rusya ile olan -eski kapasitede olmasa bile- transit gaz taşıma sözleşmesini 2024 yılına kadar yenilemiş durumda. Fakat sonraki dönemler için sözleşmenin uzatılması sözü alınsa bile, Rusya’yı buna zorlayacak imkâna sahip değil.

ABD ile Almanya arasında Kuzey Akım 2 ile ilgili anlaşmanın içeriğine baktığımızda, yine temel olarak Ukrayna’nın siyasi ve iktisadi güvenliğinin ön plana çıkarıldığını görmek mümkün. Anlaşma ile Kuzey Akım 2 boru hattının tamamlanmasıyla zarara uğrayacak olan Ukrayna’ya 1 milyar dolarlık bir yardım öngörülüyor. Almanya tarafından oluşturulacak bir fondan aktarımı yapılacak bu meblağ, Ukrayna’nın enerji güvenliğini ve enerjiyi etkin kullanmaya yönelik yatırımlar yapmasını sağlamaya yönelik. Bilhassa yeşil ve çevre dostu enerji üretimi alanlarına yapılacak yatırımla, Ukrayna’nın enerji ihtiyacının bir kısmının buradan karşılanması hedefleniyor. Şimdiye kadar enerji ihtiyacının neredeyse tamamını Rusya’dan karşılayan Ukrayna, geçmişte aşırı soğuk kış günlerinde Avrupa’ya gelen transit boru hatlarından, Batı Avrupalılar tarafından parası ödenmiş doğalgazdan çekmiş ve Batı Avrupa’da 2006 ve 2009 yıllarında kısa süreli de olsa enerji krizi yaşanmasına sebep olmuştu.

Bütün yollar Moskova’ya çıkar

Kuzey Akım 2 projesinin durdurulmasından sonra, Batı’nın yaptırım tehdidi karşısında geri adım atan Rusya, Ukrayna ile masaya oturmuş, Batı Avrupa’ya gidecek doğalgaz için yeni bir transit gaz sözleşmesi imzalamıştı. Bu sözleşme şimdilik 2024 yılına kadar geçerli. Ukrayna transit gaz sözleşmesinden yıllık 2 ila 3 milyar dolar transit taşıma ücreti alıyor. Merkel’in Biden’la yaptığı anlaşmaya göre ise 2024 yılından sonra bu sözleşmenin 10 yıl daha uzatılması öngörülüyor. Eğer Rusya, Ukrayna ile 2024’te bitecek olan transit sözleşmesini uzatmazsa, Almanya’nın baskısıyla sözleşmeyi uzatmaya zorlanması hedefleniyor. Merkel’in ifadesine göre ellerinde Rusya’yı buna zorlayacak araçlar da mevcut.

Proje taraftarı olanların “tamamen ekonomik bir proje” olarak tanımladıkları Kuzey Akım 2 projesinin, sadece ekonomik bir proje olmadığı, uluslararası siyasi ve diplomatik ilişkileri ilgilendiren boyutlarının da bulunduğu artık projeyle ilgili olsun olmasın herkes tarafından kabul ediliyor. Öyle ki projeyi oluşturan gruplara baktığımızda etki alanı da açıkça görülüyor. Proje maliyetlerinin yarısının Rus Gazprom, geri kalan yarısının ise Fransız Engie, Avusturyalı OMV, İngiliz ve Hollanda ortaklığındaki Shell ve Alman Uniper ile Wintershall firmaları tarafından üstlenilmiş olması, projenin Rusya’dan Batı Avrupa’ya, hatta İngiltere’ye kadar siyasi etki alanı olduğunu gösteriyor.

Diğer yandan bu proje haricinde enerji alanında bilinen pek çok şirketin Rusya ile işbirliği yapıyor olması, burada yürütülen tartışmaların zaman zaman iki yüzlülük derecesinde olduğunu ortaya koyması açısından önemli. ABD bir yandan Rusya’yı yaptırımlarla tehdit ederken, diğer yandan Exxon Mobile şirketinin bilhassa Doğu Rusya’da Sahalin adası ve çevresinde Ruslarla işbirliği halinde petrol ve doğalgaz alanında faaliyetlerde bulunması, yine bu bölgede büyük bir LNG tesisi kurarak bu bölgeden elde edilen doğalgazı dünyaya pazarlama planları dikkatlerden kaçmıyor. Aynı şekilde ABD’nin geçtiğimiz yıl Rusya’dan hatırı sayılır miktarda petrol ithal etmesi de önemli bir nokta olarak karşımızda duruyor.

Bir yandan Shell üzerinden Kuzey Akım 2’de ortak olarak yer alan İngiltere, yıllardan beri BP şirketi üzerinden de Rus devlet enerji şirketi Rosneft ile ortaklık yürütüyor. BP’nin Rosneft içerisindeki payının yüzde 19,75 oranında olduğu biliniyor. Rosneft’teki Rus devletinin payı ise yüzde 40,4 oranında. Aynı şekilde Fransa devletinin yüzde 30,6’sını elinde tuttuğu enerji devi TOTAL, Arktik bölgesindeki pek çok doğalgaz projesinde Ruslarla ortaklık yürütüyor. Bilhassa LNG ticaretinde yine Ruslarla birlikte hareket ediyor. Öte yandan Kuzey Akım 2 boru hattının büyük yatırımcısı Gazprom’un da Almanya’da yatırımları var.

Görüldüğü gibi, enerji alanındaki bu ilişkiler ağı, görünüşte ekonomik sonuçları olsa da Avrupa politikasında, hatta dünya siyasetinde de çeşitli sonuçlara yol açıyor. Önce Boris Yeltsin, devamında ise Medvedev’in başkanlık döneminde Rus enerji piyasası, serbest piyasa kuralları çerçevesinde dünyaya açıldı. Medvedev’den sonra yeniden başkanlık koltuğuna oturan Putin döneminde ise Rosneft gibi devasa enerji yapılanmaları oluşturuldu. Bu yapılırken içerisinde yabancı sermayeler tutularak, bu enerji devleri içerisinde devletin payı ve kontrolü artırıldı. Bilhassa bu yapılanma ile Rosneft üzerinden Rusya, Avrupa enerji piyasasını kontrol etmeye çalışıyor.

Siyasi güç kavgaları

Rusya’ya ve projede taraf ülke konumunda olan Almanya’ya, Avrupa ve Almanya ile ilişkilerin kopması pahasına uygulanan baskıların Trump döneminde sonuç verdiğini ve projenin hayata geçirilmesinin geciktiğini söylemek gerekir. Aynı şekilde Biden da projeye karşı olduğunu her fırsatta ifade ediyor. Ancak yeni dönemde Avrupa ve Almanya ile ilişkileri canlı tutmak isteyen Biden yönetiminin, her şeye rağmen projenin hayata geçirilmesinden yana olan Şansölye Merkel’in taleplerine sıcak bakarak Kuzey Akım 2 boru hattının tamamlanmasına -şimdilik- onay verdiği söylenebilir. Boru hattının tamamlanması ve işler hale gelmesiyle halihazırda Rusya’ya karşı transit sözleşmeleri koz olarak kullanan Ukrayna’nın bu avantajının elinden gideceği ise kesin. Biden ile Merkel’in anlaşmasında, doğalgaz taşınmasında transit ülke konumunda olan Ukrayna’nın orta vadede her anlamda en zararlı durumdaki ülke olacağına şüphe yok.

Ukrayna’nın çıkarlarının korunacağına dair verilen vaatlere rağmen, Rusya’nın Ukrayna ile olan transit sözleşmelere uymaması durumunda nasıl hareket edileceği ise tamamen belirsiz. Her ne kadar Biden ve Merkel, bu durumda Almanya ve ABD’nin birlikte Rusya’ya yönelik yaptırımları hayata geçireceklerini ifade etseler de Ukrayna, buna ikna olmuş değil. Rusya’ya yönelik yaptırımlarda, ABD ve Almanya’nın hangi aşamadan itibaren harekete geçeceği belli değil. Bu durum haklı olarak Ukrayna’yı endişeye sevk ediyor.

Almanya Başbakanı olarak göreve geldiği 2005’ten beri Almanya-Rusya ilişkilerinde Rusya’ya karşı zayıf tutumu sebebiyle eleştirilen Merkel, bu anlaşma ile ABD-Almanya ilişkilerini canlandırarak, giderayak bu imajından da kurtulmak istiyor. İlişkileri canlandırmanın alternatifi ise 11 milyar dolarlık projeden vazgeçilmesi. Gerek siyasi gerek ekonomik sonuçları açısından öngörülmesi güç sonuçlar doğuracak olan bu durumu ise kimse göze alamıyor.

ABD ve Almanya’yı anlaşmaya iten sebeplerden bir diğeri ise Kafkasya ve Hazar bölgesinde Türkiye ile Azerbaycan’ın kadim dostlukları üzerine inşa ettikleri yeni ilişkiler ve bölgede belirleyici güç haline gelmeleri olduğunu söylemek mümkün. Karabağ sorununda haklı olarak bütün ibrenin yeniden Azerbaycan tarafına dönmesi, Rusya’nın Güney Kafkasya’ya askeri olarak yerleşmesi ve Türkiye’nin Azerbaycan ile bölgede yeniden söz sahibi olması, Rusya’nın Karabağ meselesinde tarafsız kalmayı seçmesi, bu coğrafyada hakimiyetin yeniden bölgenin kadim güçlerine geçtiğini ortaya koyuyor. Bölgedeki bütün bu gelişmelerin Batı’nın aleyhine olması, bütünüyle olmasa bile Batılı güçlerin ve oyun kurucuların bölgede etkilerini kaybetmesi, dünya enerji politikaları açısında da kartların yeniden karılmasına sebep oluyor. Kafkasya ve Hazar bölgesinde çatışma ortamının ortadan kalkması, Avrupa’nın enerji güvenliğinde, Kuzey Akım ve Kuzey Akım 2’ye, içinde Türkiye’nin de olduğu alternatiflerin daha güçlü olarak ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Kuzey Akım 2 projesi üzerinde varılan anlaşmanın ardından projeye başından beri karşı çıkan geniş bir çevrenin şimdilik geri çekildiği görülüyor. ABD’de Kuzey Akım 2’ye karşı olan Demokratlar Biden’a bağlılıkları ile projeye muhalefetleri arasında bir açmazın içine itilmiş durumda. Trump döneminden beri projeye karşı olan Cumhuriyetçiler ise Amerikan senatosunda Kuzey Akım 2 karşıtlığı üzerinden Biden’ın özellikle dış politikadaki atamalarını haftalardır bloke ediyor. Almanya’da ise Eylül ayında iş başına gelecek yeni hükümetin, bu anlaşmaya yönelik tavrının ne olacağı bilinmiyor.

Bütün bunlar gösteriyor ki varılan anlaşma, Kuzey Akım 2 etrafındaki tartışmaları ve problemleri çözmekten uzak. Projenin siyasi etkisi ve uluslararası çatışma çıkarma riski halen devam ediyor. Anlaşmaya rağmen proje, gelecekte ABD ve Almanya arasındaki ilişkileri olumsuz yönde derinden etkileyecek bir potansiyele sahip. Bu kapsamda Kuzey Akım 2 genel olarak Doğu Avrupa ülkelerini, özelde ise Ukrayna’yı olumsuz etkileyecek ve öngörülemeyen siyasi sonuçlara gebe bir proje olarak varlığını sürdürmeye devam edecek. Kuzey Akım 2 projesinde son söz henüz söylenmedi ve proje büyük bir çatışma çıkarma potansiyelini halen içinde barındırıyor.

[Dr. Muhterem Dilbirliği Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde çalışmalarını sürdürmektedir]

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum