Tunahan Kuzu nihayet konuştu: Öztürk beni sırtımdan hançerledi ama öldüremedi

“Öztürk beni sırtımdan hançerledi ama öldüremedi. Bu hainlik beni daha da güçlü yaptı” Kuzu’nun Sosyal medya hesabından yaptığı ve “Kardeş Katili” diye başladığı açıklamanın Türkçesi şöyle:

Tunahan Kuzu nihayet konuştu: Öztürk beni sırtımdan hançerledi ama öldüremedi
07 Nisan 2020 - 08:09

Siyasi kardeş katili
Tam bir hafta önce, bir cumartesi günü, saat 12:00 civarı. Sessiz modunda bulunan telefonum hararetli bir şekilde çalmaya başlar. Telefon görüşmesinde Ton F. van Dijk isimli gazeteci şahsım hakkında enteresan bir hikâyeye sahip olduğunu ifade etti.
Şahsım hakkında o yazıda yapılan suçlamalar beni derinden yaraladı. Ama beni daha derinden yaralayan ‘yol arkadaşımın’ bu meseleyi istismar edip bana karşı siyasi linç girişiminde bulunmasıydı. Bana karşı yapılan bu muamele beni bir hafta boyunca üzüntülü ve kızgın bir şekilde sırf önüme bakmama sebep oldu. Hayatımın en zor haftasıydı!
 
Bütün bu saçmalığın başrollerinde Öztürk ve ben varım. An itibari ile eski yol arkadaşları, eski dava yoldaşı ve DENK partisinin kurucuları. Birlikte yepyeni bir siyasi parti kurduk, Hollanda Parlamentosunda olarak tarih yazdık. Bütün bu başarılara rağmen Öztürk beni neden sırtımdan hançerledi?
 
Ben her zaman ona destek oldum ve sahip çıktım. Ta ki 30 mart tarihli basın bildirisini okuyana kadar. Basın yayınında ‘yol arkadaşım’ beni adeta katletti. Kısa süre sonra üyelere gönderilen mektupta parti içerisinde hiçbir anlaşmazlığın olmadığı ifade ediliyor. Bir açıklama gerçeklerden bu kadar uzak olamaz.
 
Özel hayatımda zor dönemler geçirdiğim doğrudur. Çok az sayıda insan özel hayatımdaki gelişmeler hakkında bilgi sahibiydi. Siyasi olarak da zor bir dönem geçirdim. Parti grubumuzun içerisindeki çatışmalarda beni bir hayli etkiledi. Benim görevim parti grubunu bir arada tutmak idi. Bunu birçok fedakârlıklar yaparak, zor olsa da bu güne kadar başardım.
 
2019 yılında istediğimiz başarıları yakalayamadığımız seçimlerin değerlendirmesinde Parlamentoda daha fazla fikirlerimiz ile ön plana çıkmamız gerektiğini kararlaştırdık. Ertesi hafta Öztürk bu karara rağmen 3 vukuatla kararımızı çiğnedi. Meclis binası içerisinde karşılaştığı hemen hemen herkes ile bilinçli bir şekilde sataştı. Bütün bunlar yetmiyor gibi basın sözcümüzü baskı altına alarak ve onayımız olmadan basın bildirisi yayınlattı ve bir diğer çalışanımıza Parlamento yönetimine mızırdanılın mektup yazdırdı. Ertesi hafta gerçekleşen toplantımızda Öztürk’ü davranışlarından dolayı ikaz ettik.
 
2019’un yaz tatilinden sonra gitgide aramız açılmaya başladı. Öztürk kendi kafasına göre hareket etmeye başladı ve parti grubundan farklı bir rota çizdi. Bu arada parti derneğindeki gücünü genişletti ve istişare edip onayımızı almadan kendi kafasına göre seçim programı ve aday listesi komisyonları kurdu.
 
Azarkan ile İstanbul uçağı içerisinde whatsapp grubumuza özçekim selfie gönderdiğimizde Öztürk’te ipler koptu. “Nereye?” diye sordu. İstanbul’da doğal olarak siyaset ve partinin geleceği ile ilgili konuştuk. Geri dönüşümüzde parti yönetimi Azarkan’a mektup gönderdi. İstanbul ziyaretimiz ve paylaştığımız tweetler partiye zarar veriyormuş ve parti yönetimi bu konuda araştırma yapacakmış.
 
 
Şaşkınlığımı dehşet kapladı. Parti yönetiminin Öztürk başkanlığında kendi partisinden olan meslektaşı hakkında araştırma yapılmasını kabul etmedim. Azarkan’a sahip çıktım ve parti yönetiminden bu mektubu geri çekmeleri için zorladım. Hoşnutsuz bir şekilde sonunda mektubu geri çektiler.
 
Meclis grup toplantılarımız sonraki haftalarda çok gergin geçiyordu. 2020 yılının ilk haftalarında Öztürk benimle görüşmek istedi. Beni kaybetmek üzere olduğunu hala anlamamıştı. Son aylardaki tutumumu Azarkan’a bağlayıp, Azarkan’ın elinde benim hakkımda delillerin olduğunu ve şantaja müsait olduğumu iddia etti. Hâlbuki böyle bir şey saçmalıktan başka bir şey değildi. Öztürk’ün kendine has komplo teorilerini yerine iade ettim.
 
Aradan çok fazla süre geçmeden parti yönetiminden bana mail geldi. Mailin içerisinde yönetimin özel hayatım ile ilgili görüşme yapmak istediği yazıyordu. Cevabımda özel hayatımın yönetimi hiçbir şekilde ilgilendirmediğini ama Öztürk’ün benimle görüşme imkanının olduğunu açıkça ifade ettim.
 
Ve o görüşme gerçekleşti. Görüşme esnasında 2018 yılında yaşanan bir olayı gündeme getirdi. Kendisi olay ile ilgili fikirlerimi ve yaşananları zaten biliyordu ve olayı benim açımdan uzun uzun görüşmüştük. Hiçbir gerekçe ve delil göstermeksizin Arib’in olay hakkında haberdar olduğunu ve DENK’i sabote etmek için seçime yakın basına servis edeceğini iddaa ediyordu. Halbuki DENK’i Arib değil bizzat Öztürk sabote ediyordu.
Parti içerisinde şahsım hakkında bilinçli ve bir sürü dedikodu yaydı. Bu dedikoduları yayarken parti içerisindeki güven duyduğu kişileri kullandı. Parti içerisindeki güvendiği kişiler dedikodulara fantazilerinide katınca hakkımdaki dedikodu kervanı aldı başını gitti. Öyle bir seviyeye düştü ki dedikodular, hakkımda kasetlerin ve görüntülerin olduğu bile parti içerisindeki dedikodularda yer alıyordu. Bütün bunları duyduğumda delili olanların delillerini bana göstermesini söyledim. Hiçbir delil sunulamadı.
 
16 martta Apeldoorn şehrinde bir araya geldik. Sözde Arib tehdidi, iftiralar ve dedikodular parti yönetiminin beni 2021 yılındaki seçimlerde tekrar liste başı yapmaması kararına yol açmıştı ve bu kararı bana açıklamışlardı. Öztürk’ün iddia ettiği gibi Azarkan değil ama Öztürk’ün ta kendisi bana şantaj uyguladı. Parti yönetiminin kendi kararlarını almada vermede özgür olduğunu ilettim. Özenle uydurulmuş dedikodular parti yönetiminin beni silmek ve güvenin yitirilmesine yetti.
 
Bir hafta önce, cumartesi saat 12:00 civarında telefonum çaldı. Gazeteci ‘Sizin DENK’ten niye ayrıldığınızı biliyorum’ dedi. Gazetecinin haberinde benim şüphelendiğim bir konu açıkça ortaya çıkmıştı. Öztürk bu meseleyi beni siyasi linç etmek için tekrar gündeme almıştı. Haberdeki iddialar beni üzdü ama beni dahada derinden yaralayan abi olarak gördüğüm şahsın bunu bilerek organize etmesiydi.
Kardeş katilinin en acı hali böyle olsa gerek....
 
Geçtiğimiz günlerde Öztürk yerel siyasi temsilcilerimiz üzerinden kamuoyunu etkilemek ve yönlendirmek için bir hayli çaba sarf etti. Başaramayacak. Çünkü DENK
 
Kuzu’dan daha büyük. Hele hele Öztürk’ten daha büyük. DENK sesi duyulmayanların sesi. DENK 2017 yılında çeyrek milyon insanın güvenini ve oyunu kazanmış bir parti. Bu insanlar Öztürk’ün (10 bin oy) sakalından dolayı DENK’e oy vermedi. Bu insanlar Kuzu (126 bin oy) ve Azarkan’ın (60 bin oy) çağrısından dolayı DENK partisine yoğun ilgi gösterdi. DENK 4000 üyeye sahiptir. Üyelerimiz üyeler toplantısı son sözü söyleceklerdir.
 
Üyeler toplantısı korona virüsünden dolayı 6 Haziran tarihinden daha önce gerçekleşemeyecek gibi gözüküyor. Üyeler toplantısında üyelerimiz nihai kararlarını vereceklerdir. Ben bizzat kendim bu toplantıda bulunacağım ve yol arkadaşını satmanın partimizin temel değeri olmadığını anlatacağım.
 
Geçtiğimiz haftalarda beni arayan ve destek mesajlarını ileten herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Hakkımda yapılan olumsuz bütün yazılara rağmen bu desteği hissetmek beni adeta tekrar diriltti. Özellikle eşim ve aileme bu dönemde güçlü durdukları için teşekkür ediyorum. Hayatımın en zor haftasında bana destek olan herkese Nietzsche’nin sözlerini hatırlatmak istiyorum: ‘Beni öldürmeyen her şey, beni güçlendirir’!
 
Tunahan Kuzu
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum