Yardım kampanyaları açmazı: çarçur edilmemeli ve rencide edici olmamalı

Bu günlerde Türkiye’de yaşanan orman yangınları, yurt içinde olduğu gibi, yurt dışındaki yurttaşlarımızı ve hatta yabancıları da derinden yaralamıştır. Türk halkını, yangınların söndürülmesi için yaptığı cansiperane görüntüler, yüreğimize su serptiği gibi, ölen ve yaralanan insan ve hayvanların verdiği acı içimizi sızlatmaktadır.

Yardım kampanyaları açmazı: çarçur edilmemeli ve rencide edici olmamalı
Editör: Turkinfo.nl
03 Ağustos 2021 - 21:20

İlhan KARAÇAY yazdı:

YARDIM KAMPANYALARI AÇMAZI…!

Orman yangınları ile gündeme gelen ‘Yardım Kampanyaları’ndan rahatsızlık duyanlar haklı mı?

Yardım Kampanyaları olmazsa olmaz mı?

Bazı kampanyalar yürekten yapılır, bazıları da koftiden…

Yürekten yapılan ve tüm dünyada takdir gören en büyük kampanya, Marmara depreminden sonra Hollanda’da yapılan kampanya idi.

Ama tüm iyi niyetlere rağmen, yürekten verilen paralar, çalınmadıysa da çarçur edildi ve yerini bulamadı.

Şimdi başlatılan yardımlar arasındaki, yatak yorgan toplama kampanyasını protesto edenlerin hakılılık payı var mı?

Yaşanan afetler sonrasında yapılmakta olan yardım kampanyaları, dünyanın dört bir yanında aynı minval üzerinde işler.
Eksik olmasınlar ama, yardım kuruluşlarının topladıkları yardımları yararlı bir şekilde yerine ulaştırmaları hep olumsuz olmuştur.
Dünyanın her ülkesinde yar­dım kuruluşları yardır. Bu kuruluşları elbette insanlar yönetir. ‘Kul her zaman hata yapabilir’ deyiminden yola çı­karsak, in­sanların hata yapışlarını olağan karşılarız. İyi ama ‘Kul her za­man hata yapabilir’ dendi diye, suç işlemenin mubah olduğu söylenmedi ya? Hani ‘Vur de­diysek, öldür demedik’ diye bir başka deyim vardır. İşte in­sanlar da bu gibi deyimleri kendi çıkarları için malzeme yaparlar ve ‘şeytana uyup’ usulsüzlük yaparlar.
Bu günlerde Türkiye’de yaşanan orman yangınları, yurt içinde olduğu gibi, yurt dışındaki
yurttaşlarımızı ve hatta yabancıları da derinden yaralamıştır. Türk halkını, yangınların söndürülmesi için yaptığı cansiperane görüntüler, yüreğimize su serptiği gibi, ölen ve yaralanan insan ve hayvanların verdiği acı içimizi sızlatmaktadır.
İnsanlarımızın, söndürme işlemindeki katkılarının yanında, bir de mal ve para yardımı girişimi vardır ki, bu da sevindiricidir. Ne var ki, bazı girişimler pek çok insanımız tarafından ‘rencide edici’ bulunduğu için protesto edilmektedir.
Örneğin, yurt dışında açılan ‘Help Turkey’ başlıklı bir kampanya, özellikle iktidar yanlısı kişi ve
kuruluşlar tarafından protesto edilirken, iktidara muhalif olan kişi ve kuruluşlar tarafından da, ‘Bu
her felaketten sonra yapılan olağan bir kampanyadır’ diye savunulmaktadır.
Hollanda’da, para yardımından başka, giysi ve yatak yorgan toplamaya varan bir yardım kampanyası ise öfkeli bir şekilde protesto edilmektedir. Hollanda Türk İslam Kültür Derekleri
Federasyonu ile, İslam Yayın Kurumu’nun eski başkanı İbrahim Görmez, bu yatak yorgan
yardımını ‘maskaralık’ olarak nitelemektedir.
İsterseniz size, ‘Yürekten yapılan ve tüm dünyada takdir gören en büyük kampanya, Marmara depreminden sonra Hollanda’da yapılan kampanya idi.’ diye belirttiğim kampanyayı anımsatayım.
Marmara depreminden sonra, 5 Şubat 2000 tarihinde yazdıklarım şöyleydi:
ÇARÇUR EDİLEN 65 MİLYON GULDEN
Yadım kampanyalarının iyi işlemediğini veya çarçur edildiğini ortaya sermek için, bizzat yaşadığım bir olayı anlatmakta yarar görüyorum.
Hepmizi can evimizden vuran Marmara depreminin acıları hala sürmektedir. Hollandalı Türkler’in bu konudaki tek tesellisi, tüm dünyaya örnek olacak bir şekilde yapılan yardım kampanyasında büyük bir rol üstlenmiş olmalarıdır.
Hatırlayacaksınız, Türkler tarafından oluşturulan bir komite, Hollanda hükümetine baskı yaparak, ulusal bir yardım kampanyası açılmasını sağlamıştı.
Başta Başbakan Wim Kok olmak üzere tüm Bakanların ve siyasi partilerin desteklediği bu yardım kampanyası, gerçekten dillere destan bir şekilde yapılmıştı.
Yine hatırlayacaksınız, Zaandam’daki Sultan Ahmet Camii’nde yapılan tören televizyonlardan canlı olarak yayınlanmıştı. Bu törende Hollanda Prens ve Prensesi’nin yanında, Başbakan Kok ve pek çok Bakan da hazır bulunmuştu.
Televizyonlardaki canlı yayınlara ülkenin en ünlu simaları katılmışlardı.
İşte, Türkler’in ön ayak olduğu bu yardım kampanyası sonucunda 65 milyon gulden toplanmıştı. Bu meblağ daha sonra yükselmişti ama, bunun ne kadar yükselmiş olduğunu da öğrenemedik.
Türkler’in ön ayak olduğu bu kampanya, Hollanda Kızıl Haç’ının kontrolunda olacaktı. Ama ne var ki, toplanan paralar tam 10 yardım kuruluşu arasında pay edilmişti. Hollanda’daki kurallara göre, ortak bir şekilde yapılan ulusal kampanyalarda, toplanan paralar yardım kuruluşları arasında pay ediliyor. Bu kuruluşlar da kendi inisiyatifleri doğrultusunda yardım ediyorlar.
Türk depremzedeleri için toplanan paraların bu kuruluşlar arasında pay edilmesini ilk protesto eden Ben olmuştum.
Hatırlayacaksınız, DÜNYA’da Türkçe ve Hollandaca yayınladığım sürmanşet haberlerde, toplanan 65 milyon guldenin ne olduğunu sormuştum.
Utrecht’te yapılan bir toplantıya katılan, başta Kızıl Haç başkanı olmak üzere, tüm yardım kuruluşlarının başkanlarına bu soruyu yöneltmiştim.
Bu başkanlar, kendi projelerini yürüterek yardım yaptıklarını açıklamaya çalışıyorlardı. Kimi, mayıs ayında okul açacaktı, kimi hastane. Ben de bu başkanlara, ‘Beyler, kış kıyamette insanlar donuyor. Başlarını sokacakları bir çatı yok. Çadırlarda perişan oluyorlar. Yardım yağmasına rağmen depremzedeler çok zor durumdalar. Toplanan paralar ile aciliyet gerektiren yardım yapılmalıdır. Sizlerin planladığı 5- 6 ay sonraki okul ve hastane yapımını sonraya erteleyin. Şimdi eldeki paralar ile acil yardımları yapın’ diye bağırmış ve toplantı salonunu terk etmiştim.
Toplantıyı yöneten Kızıl Haç’ın Başkanı beni takip etti ve ‘Bir dakika bakar mısınız, size durumu izah etmek istiyorum’ dedi. Bir koltuğa oturarak konuştuğum Başkan, bu konudaki uygulamayı anlatmaya çalıştı ama, bu anlatım da beni tatmin etmemişti.
Yaptığım araştırmalar sonucunda elde ettiğim verilere göre, 10 yardım örgütüne mensup heyetler Türkiye’ye seyahat edip durdular. Oralarda buldukları sözümona hayırsever kişi ve kuruluşlar kanalıyla yardım gayretine girdiler. Sonuçta kendi paylarına düşen paralar çarçur edildi.
Paraların bir kısmı birinci mevki uçaklara, lüks otellere, Boğaz’daki yemeklere, maaşlara ve Türkiye’deki açıkgözlere gitti.
Yapılmış olan gerçek yardımları inkar etmek doğru olmaz ama, paranın büyük bir bölümünün boşa gitmiş olması çok üzücüdür.
Muhammet Uysal, Sultan Ahmet Camii’nde yapılan törende şunu söylemişti : ‘Küçük Hollanda’da yaşayanların yürekleri büyüktür’.
Evet, yürekleri büyük olan insanları kutlamak ve teşekkür etmek boynumuzun borcudur. Ama bu büyük yüreklerin cömertliğini istismar eden hırsızlardan hesap sormak da boynumuzun borcu olmalı. Bunun için sadece bizim değil, Hollanda’daki tüm Türk kuruluşlarının ayağa kalkması lazımdır. Öyle ya, bizim için toplanan paralara bizden başka kim sahip çıkacak ki ?
İşte böyle değerli okurlarım. Yardım kampanyaları olmazsa olmazların başında gelen girişimlerdir.
Ama yukarıda da dediğim gibi, çalınmasa da, çarçur edilmeden sonuçlanmalıdır.
Bir de şu var: Yardım edeyim derken, insanları küçük düşürmek ve rencide etmek de doğru değildir. Türkiye gibi bir ülkeye, yatak yorgan yardımı abesle iştigaldır.
Bunlar dikkate alınmazsa, yardımların bir değeri kalmaz.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum