İlhan Karaçay

İlhan Karaçay


14 YIL ÖNCE KRALİÇE BEATRİX'E YAZDIĞIM MEKTUBU, BUGÜN KRAL ALEXANDER'A GÖNDERSEM BİR ŞEY DEĞİŞİR Mİ?

05 Mayıs 2021 - 10:10

BUGÜN HOLLANDA’NIN 76’NCI KURTULUŞ GÜNÜ.
TÜRKİYE’YE AİDİYET DUYGUMUZ VAR AMA, TABİYETİNE GEÇTİĞİMİZ HOLLANDA’YA DA SAYGIYLA BAĞLILIĞIMIZ VAR.


PEKİ, HOLLANDALILAR’IN YENİ VATANDAŞLARINA GÜVENİ VE SAYGISI VAR MI?
KRALİÇE BEATRİX’E TAM 14 YIL ÖNCE YAZDIĞIM MEKTUBU, ŞİMDİ KRAL WİLLEM ALEXANDER’A YAZSAM NE DEĞİŞİR?
İlhan KARAÇAY yazdı:
Hollandalılar dün (4 Mayıs 2021), Hitler istilasında hayatlarını kaybeden insanların acısını andı.
Bugün ise, istiladan kurtuluşun 76’ncı yıldönümünü kutluyor.
Az değil, bu ülkede 450 bin Türk, Hollanda tabiyetine geçmiştir. Türkiye’ye aidiyet duyguları hiçbir zaman sönmeyecek olan bu Türkler’in büyük bir çoğunluğu, tabiyetine geçtikleri Hollanda’ya saygıyla bağlılıkları da var. Her yıl anılan 4 Mayıs ve kutlanan 5 Mayıs programlarında yer alan Türk kuruluşları da var.
Bakınız Hollanda Türkevi Derneği Başkanı Veyis Güngör ne diyor:
‘Geçen yıl ve bu yıl, salgından dolayı görkemli etkinlikler olmasa da, 4 ve 5 Mayıs tarihlerinde yüzlerce program yapılır. 4 Mayıs akşamı, Hollanda’nın her yerinde, saat 20.00’de iki dakika saygı duruşu yapılır. İkinci Dünya Savaşı’nda ölenler, yaralananlar, yerinden olanlar, maddi ve manevi zarara uğrayanlar anılır. Duyarlı vatandaşlar, evlerinin önüne yarıya indirilmiş bayrakları asarlar. Amsterdam Dam Meydanı’ndaki anıta çelenk konur ve program yapılır. Amsterdam’ın onlarca belki yüzlerce yerinde yer alan savaş anıtlarına çelenkler konur. Bir çok insan, o gün yakalarına özgürlük rozeti takarlar.
5 Mayıs’da ise, gündüz bir çok etkinlik organize edilirken, akşamları “Özgürlük Sofraları” kurulur. Özgürlük sofraları, geçen yıla kadar, sokaklarda yüzlerce, binlerce insanın bir araya geldiği, savaş hatıralarının anlatıldığı anlardı. Her yıl bir konu seçilir, her kurum veya sofrayı kuran sokak ve mahalle sakinleri, o yılki konuya odaklanır. 4 ve 5 Mayıs Komitesi, özgürlük sofralarında yenilmek üzere özel, mayalı ekmek yaptırır, dağıtır.
Geçen yıl, özgürlük sofralarının konusu 
’75 Yıllık Özgürlük, 75 Yıllık Direniş’ti. Bir önceki yıl ise, ‘Komşuluk İlişkileri ve Dayanışma’ydı.
Biz de, Türkevi Derneği olarak, Amsterdamlı Türkleri temsilen, her yıl bu programlarda yer alıyoruz.’
Evet, Veyis Güngör’ün dediği gibi, Türk kökenli Hollandalılar da, bu ülkenin anılarına ve kutlamalarına saygıyla katılıyorlar.
Ne var ki, Türkler’in Hollanda’ya bağlılığı, istisnalar dışında pürüzsüz sürüyorsa da, acaba Hollandalılar’ın bu yeni vatandaşlarına güveni ve saygısı var mı?
Bu sorunun yanıtını, Kraliçe Beatrix’e yazmış olduğum eski bir mektuptan sonra, hâlâ yaşanmakta olanlara bakarak verebiliriz.
Tam 14 yıl önce, 22 Mart 2007 tarihinde VATAN gazetesinde yayınlanmış olan bir yazıyı, Google’de arama yaparken tesadüfen buldum.
Yazı, naçizane şahsımın, zamanın Hollanda Kraliçesi Beatrix’e yazmış olduğum mektup ile ilgiliydi.
Aradan 14 yıl geçti ama, o günkü durum ve şartlar ile bugünkü durum ve şartlar arasındaki benzerlik sürüp gidiyor.
O eski mektubu bir kez daha okuyunca, kendi kendime,‘Acaba, şimdiki Kral Willem Alexander’a bir mektup yazsam ne değişir?’ diye sordum.
Cevabımı hemen şuracıkta vereyim: Hiçbir şey değişmedi. Bu nedenle Kral’a mektup yazmama hiç gerek yok. Mektuplarım Kraliyet arşivinde duruyordur. Belki Kral’a bir sinyal giderse, o mektupları yeniden gözden geçirir.
İşte, VATAN Gazetesi’nde 22 Mart 2007 tarihinde yayınlanan, Süleyman Doğan’ın o yazısı ve benim mektubum:
 
Süleyman DOĞAN

Hollanda Kraliçe’sine mektup

Hollanda Kraliçe’si Beatrix geçtigimiz hafta Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaret iki ülke arasindaki ilişkileri hiç süphesiz güçlendirdi. Gerek Hollanda’da yaşayan Türkler açısından gerekse ikili ticari ilişkiler açısından…
Kraliçe Beatrix, Türkiye’de bulunmaktan mutlu olduğunu ve Türkiye ile Hollanda arasında 400 yıllık dostane ilişkilerin bulunduğunu söyledi.
Konuyla ilgili olarak Hollanda’da 40 yıldan beri yasayan gazeteci-yazar İlhan Karaçay’ın Kraliçe’ye yazdığı mektuba bu makalemde yer vermek istiyorum.
Bu vesileyle Hollanda’daki Türklerin durumu ve ilişkiler gündeme gelirken, mektup aynı zamanda genel bir durum değerlendirmesine yer vermektedir. Bu mektup aynı zamanda Avrupa’daki Türklerin mevcut durumunu gözler önüne sermektedir. O bakımdan mektup oldukça manidardır.
‘Avrupa Dünya’ gazetesinde neşredilen İlhan Karaçay’in mektubunu siz aziz okurlarIma takdim ediyorum:
Kraliçem,
40 Yıldır yaşadığım ve tabiyetinize geçtiğim ülkenizde, Kraliyet makamına ikinci kez mektup yazıyorum.
İlk mektubum, anneniz Kraliçe Juliana’ya 1970’li yıllarda yazılmıştı.
O zaman eğitim görmekte olan çocuklarımız için bazı kısıtlamalar getirilmişti.
Durumdan hoşnut olmayan Türk toplumunun üzüntülerini bildirmek için yazmıştım o mektubu.

İlhan Karaçay’ın Kraliçe Beatrix’ten önce, annesi Kraliçe Juliana’ya göndermiş olduğu mektup, Hollanda medyasında geniş yer almıştı.
O mektup, Hollanda medyasında çok büyük bir yankı bulmuştu.
Kraliçe adına hükümetten yanıt geldiği gibi, sorunun çözümü da sağlanmıştı.

Beatrix, Avrupa’nın ilk kapalı AVM’si olan Utrecht Hoog Catharijne’deki Hürriyet Bürosunun açılışı sırasında. Sağda İlhan Karaçay ve eşi Jeanne görülüyor.
O zaman yabancılara karşı biraz daha duyarlıydı Hollanda yönetimi ve medyası.
Şimdi ise durum tamamen değişti. Ne yöneticiler ve ne de medya, özellikle Türk’e ve Türkiye’ye karşı duyarlı değil. Bırakın duyarlılığı, Türk’e ve Türkiye’ye karşı düşmanca bir tutum ve tavır var.
Hem de size rağmen!
 
İlhan Karaçay, Kraliçe Beatrix’in eşi Prens Claus ile görüşmeleri sırasında

’Size rağmen” diyorum. Çünkü siz, veliahtınız ile birlikte gittiğiniz Türkiye’den çok sıcak ve çok olumlu mesajlar verdiniz. Türkiye’yi tanımayan ve tanımak istemeyen çevrelere, gördüğünüz, yaşadığınız ve saptadığınız Türkiye geceğini anlattınız.
“Türkiye bize çok yakınmış” derken, Türkiye’yi geri kalmış bir Arap ülkesi gibi tanıyanlara, “Bakın, Türkiye sizin bildiğiniz gibi geri kalmış bir ülke değil. Belki devlet tarafından değil, halk arasındaki sosyal ilişkilerde önde giden, kültürel yönden dünya ile yarışan, Ekonomisi, endüstrisi ile kalkınmış zirvede olan bir ülkedir. Bu ülkeyi Avrupa’nın dışında görmek çok yanlıştır” mesajını verdiğiniz halde, orada sizi takip etmekte olan medya mensuplarının çoğu, sizin söylediklerinizi yalanlama gayreti içine girip hep kötü imajları öne sürerek Türkiye’yi ve Türkler’i karartmaya çalıştılar.

Siz, Atatürk’ün huzurunda ‘Türkiye medeniyeti’nden söz ederken, sizin medya mensuplarınız, gündemde hiç de olmayan ve olmaması gereken sözde Ermeni soykırımını gündeme getirmenizi istediler.
Siz, Türkiye’nin sosyal ve kültürel zenginliğinden söz ederken, sizin medya mensuplarınız, insan haklarından, Hıristiyanlar’a yapılan sözde zulümlerden söz ettiler.

Türkiye’deki medyanın hemen hemen tamamı sizin ziyaretinize çok geniş yer ayırırken, Hollanda’daki medya, size ayırdığı yerlerde, güzelliklerden değil, olumsuz bir tavır içinde, güzel olmayan şeylerden söz ettiler.
İşte, sizin medyanız böyle Kraliçem.
Bu medyayı oradaki bir oturumda eleştiren gençlere, veliahtınız Prens Willem Alexander, “Medyanın % 99’u olumlu olmaya çalışıyor” diyerek Hollanda medyasını savundu ve medya da bunu büyükçe yayınlayarak kendine paye çıkarmaya çalıştı.
Veliaht Prens Willem Alexander, bir incelik yapmıştır ve gerektiği şekilde medyasını savunmuştur.
Ben Ekselans Alexander ile bu konuyu tartışmayacağım ama bazı gerçekleri göz önüne sereceğim.
Hollanda medyasının tamamı değilse de büyük bir çoğunluğu Türkiye ve Türk düşmanlığı yapmaktadır. Nasıl ki, Rita Verdonk ve Geert Wilders gibi politikacılar Türk ve Türkiye düşmanlığı yaparak oy avcılığı yapıyorlarsa, Hollanda medyası da aynı düşmanlıkla tiraj ve reyting peşinde koşuyor.
Çirkin politikacılar ve çirkin medyacıların amaçları aynı.
Hollanda’da medyanın büyük bir kesimine neden ‘çirkindir’ diyorum biliyor musunuz Kraliçem?
Bir örnek vereyim:
Ben 5 yıl kadar önce, gazetem DÜNYA’da Türkçe ve Hollandaca uzun bir haber-yorum yayınlamıştım.
Veliaht oğlunuz Prens Willem Alexander Türkiye’yi ziyarete gidecekti. Ama tam o sırada, Alanya’da Hollandalı kızlara saldıran ve bu kızlardan birini öldüren sapıklardan biri, adli bir hata nedeniyle serbest bırakılmıştı. Bunun üzerine sizin medyanız ortalığı ayağa kaldırmıştı. Buna hiç bir itirazımız olamazdı. Hak aranmalıydı ve hak yerini bulmalıydı.
Ama bu hak arayış öylesine düşmanca yapılıyordu ki, bütün Türkler potansiyel suçluymuş gibi gösteriliyor ve Türkiye’ye boykot çağrıları yapılıyordu. Prens Willem Alexander’in de Türkiye’ye gitmemesi isteniyordu. Haliyle sizler de düşündünüz, taşındınız ve böyle bir atmosfer içinde yapılacak bir gezinin sakncalı olacağına karar verdiniz. Böylece de Prens Türkiye gezisini erteledi.
İşte ondan sonra ben, “Çuvaldızı başkasına batırmadan önce, iğneyi kendinize batırın.” başlıklı bir haber-yorum yazdım.
Bu yorumda, Alanya’da Hollandalı kızlara saldıranlara lanet ettikten sonra, hem genç kızları ve hem de anne-babaları uyarma ihtiyacı hissettim. Tatile giden Hollandalı kızların, Hollanda’da yapamayacakları çılgınlıkları tatil ülkelerinde yaptıklarını yazdım. Genç kızlara,
’Dikkatli olun. İskandinav ülkelerinde bile yapamayacağınız çılgınlıkları Türkiye, Yunanistan ve diğer Akdeniz ülkelerinde yapmayın. Köyünde kısa kollu kız bile görmemiş olan ve köylerinden tatil yerlerine koşan gençlere karşı çok açık olmayın’ gibi tavsiyelerde bulundum.
Bu haber-yorum, Hollanda medyasından çok geniş yer buldu. Ama bir ajansın işgüzar elemanı, ’Karaçay’a göre, Alanya kurbanları kendileri etti ve kendileri buldu’ gibi bir başlık ile yaptığı haberi 28 yayın kuruluşuna servis yaptı. Tabii tüm gazeteler bu habere büyük yer verdi. Bunun üzerine kurbanların aileleri avukata başvurarak benim aleyhime dava açtılar.
Kraliçem, ben kendimi elbette savundum ve yazdıklarımın çarpıtıldığını ifade ettim. Hatta, ajansın haberine büyükçe yer veren Utrechts Nieuwsblad gazetesinin başyazarı, daha sonra yazdığı bir yorumda, “Ajansın haberini biz de haksız yere büyükçe yayınladık. Karaçay’ın böyle bir ifadesi yok” dedi.
Kraliçem, sadece medyanız ve politikacılarınız değil, adalet dağıtan hukukçularınız da maalesef Türk’e ve Türkiye’ye karşı tarafsız değiller. Bunun için verebileceğim örnekler çok.
Ama sizin yargıçlarınız, Utrechts Nieuwsblad gazetesinin başyazarının uyarısına rağmen, ajansın yazdığı başlığa itibar edip beni 6 bin euro para cezasına mahkum etti. Birinci temyiz ve ikinci temyizin yargıçları savunmalarıma kulak tıkayarak mahkumiyetimi onayladılar.
Avukatım, basın özgürlüğü ve Avrupa Bırliği yasalarından örnekler ile bir savunma yaptı ama fayda etmedi.
Tabii, yargıladıkları kişi bir Türktü ve mahkum olmalıydı.
Kraliçem, haksızlık yapmak istemiyorum. Sizin Türkiye gezinizi burada olumlu bir şekilde yayınlayan televizyonlar da oldu. Bir programda size tam 1,5 saat yer verildi. Stüdyoda da bir grup Türk vardı. Stüdyodaki Türkler arada bir, İstanbul’dan yayına canlı katılan muhabir ile birlikte aynı görüşte birleşiyorlardı: Türkiye moderndi ve Türk insanı uygardı…
Veliaht oğlunuz ve eşi Prenses Maxima, Türkiye’ye daha önce de gitmiş oldukları için, artık ülkemizi çok iyi tanıyorlardı. Bu nedenle de Türkiye’nin konuşulduğu her yerde olumlu görüşlerini açıklıyorlar. Ama maalesef medyanız bu olumlulukları hep çarpıtıyor.
Ülkenizde bazı kurumlar, sırf iş yapıyormuş gibi görünlmeleri için yanlış ve zararlı çalışmalar yapıyor. Özel olarak düzmece araştırmalar yaptırıyorlar. Örneğin, ‘Türkiye’den evlenmeyin’ sonucu çıkaran araştırmalar yapılıyor. ‘Aile içi şiddet’ ve ‘Töre cinayeti’ araştırmaları hep türkler üzerine yoğunlaştırılıyor. Bu konuda kitaplar yayınlatılıyor. Sanki bu tip ilkellikler sadece Türk toplumunda varmış gibi lanse ediliyor. Bu mübalağalı kuruluşlar sizden, yani devletten para alıyor ama ne devlete ve ne de vatandaşa yararlı olabiliyorlar. Aksine, Türkler’i sevimsiz bir toplum olarak lanse ediyorlar.
Kraliçem, biz sizin ülkenizde 40 yılı aşkın bir zamandan bu yana yaşayan 500 bin kişiyi aşan bir toplumuz. Resmi kayıtlara gore 275 binimiz sizing tabiyetinize geçmişiz. Yani sizing ‘tebaa’nız olmuşuz. Her ne kadar biz ‘cumhuriyetçi’ isek de, sizing ülkenizde ‘cumhuriyetçi’ olan ve bu nedenle de sizing kraliyetinize karşı çıkan kesimlerle hiç bir ilgimiz olmadı. Yani, sizin ‘tebaa’nız olmak, bizi hiç rahatsız etmedi. Her yıl 30 Nisan’da kutlanan ‘Kraliçe Günü’ tüm Hollandalılar ile birlikte içtenlikle kutladık.
Hollanda’yı çok sevdik. 400 yılı aşkın bir sure once bizden aldığınız ve tüm dünyaya sevdirdiğiniz lâleniz ile biz de sevindik. Yel değirnemlerinizi, takunyalarınızı, futbolunuzu çok sevdik. Haa. Futbol deyince aklıma geldi. Ben şahsen taaa 1978’de Arjantin’da şampiyon olamayan Hollanda milli takımı için göz yaşı dökecek kadar bir ‘oranje’severdim.
İşte böyle Kraliçem. Hollanda’da yaşayan 500 bini aşkın Türk ve Türk kökenli Hollandalı, ‘tebaa’ olarak size çok bağlı kaldı. Buraya temizlik işçisi olarak gelen Ahmetler’in, Mehmetler’in çocukları, ülkenize o kadar uyum sağladılar ki, kimi milletvekili oldu, kimi de belediye meslis üyesi… Bunlardan Nebahat Albayrak ‘staatssecretaris’ (Bakan gibi) oldu.
İsterseniz ülkenize uyum sağlamış olan Türkleri sayı ile belirteyim Kraliçem.
Bu güne kadar 300’ü aşkın Belediye Meclis Üyesi çıkardık. 7 milletvekili, 15 İl Genel Meclisi Üyesi ve 7 wethouder (Belediye Başkan Yardımcısı) kazandırdık Hollanda’ya.
15 bini aşkın girişimcimiz var. Bunların çoğu esnaf ama, milyonlarca euroluk cirosu olan çok sayıda büyük işadamımız da var.
Hollanda’nın önemli ve büyük firma ve kuruluşlarında çok önemli postları kapmış yüzlerce insanımız da var. Çocuklarımız iyi eğitiliyor. Siyasete ve ticarete ilgi duyan çocuklarımız, Hollanda’nın geleceği için çok önemli roller üstleniyor.
İşte, Hollanda’ya böylesine bağlı, sevdalı ve de yararlı Türkler, maalesef bunun karşılığını göremiyorlar. Horlana horlana bıkkınlık krizleri geçirmeye başlayan bu Türkler’i kaybetmeyin Kraliçem. Zira, burada yüksek eğitim gören ve kaliteli işler yapan pek çok Türk ülkenizi terk etmeye başladı bile…
Halbuki, yaşlanan Hollanda’nın bu gençlere ne kadar ihtiyacı var.
Kraliçem, Hollandalılar sizi ve ailenizi çok seviyorlar. Özellikle yabancı düşmanlığı yapan çirkin politikacılara inanan ve rağbet eden kesimde daha çok seveniniz var.
Hollanda’nın geleceği için sizden rica ediyorum: Türkiye ve Türkler hakkındaki görüş ve düşücelerinizi bu kesime sık sık anlatın. Anlatın ki, çirkin politikacılar tarafından aldatıldıklarını anlasınlar.
Tabii ki biz de, içimizde var olan ve varsayılan bazı yanlışlıkları düzeltmekle mükellefiz.
Bize sahip çıkılmadığı halde, biz bu mükellefiyeti mutlaka yerine getireceğiz.
Kraliçem, önce çok sevdiğimiz, sonra da biraz soğuduğumuz Hollanda’yı bize yeniden sevdiriniz. Bu sevgiyi önleyen odaklara sık sık uyarı yapınız. Bizi, çok sevmiş olduğumuz Hollanda’dan soğutmasınlar.
Ben şahsen soğudum.
Ama ben, 1978’de Arjantin’de göz yaşı döktüğüm gibi, Hollanda için yine göz yaşı dökmeye hazırım.
Yeter ki, benim göz yaşlarım hak edilsin.
Benim şahsen yüzlerce halis Hollandalı akrabam var Kraliçem.
Hollanda’da doğmuş çocuklarım ve torunlarım var. Çocuklarım, saygın bir Türk geleneğini uygulamayacak kadar Hollandalılaşmışlar.
Nedir bu Türk geleneği biliyor musunuz Kraliçem?
Türkler, nerede ölürlerse ölsünler, Türkiye’de gömülürler.
Benim çocuklarım, beni çok sevdiğim Mersin’de değil, Hollanda’da gömecekler Kraliçem.
Böylesi Türkler’in Hollanda’dan soğutulmasına ve kaçmasına izin vermeyin.
İtmesinler bu Türkleri, kucaklasınlar!!!
Kalın sağlıcakla Kraliçem!
İlhan Karaçay

****************

Kraliçe Beatrix’e gönderilen mektubun Hollandaca orijinali:

 

Majesteit,
Voor de tweede keer sinds ik in Uw land ben, waar ik al 40 jaar leef en waarvan ik de nationaliteit heb aangenomen, schrijf ik aan het Staatshoofd.
Mijn eerste brief heb ik aan Uw moeder, Koningin Juliana geschreven in de jaren ’70.
Toen werden er allerlei beperkingen opgelegd aan het onderwijs van onze kinderen. Destijds heb ik die brief geschreven om het verdriet dat de Turkse gemeenschap daarover had bekend te maken. Die brief heeft grote weerklank in de Nederlandse media gevonden.
Namens de Koningin heeft de regering er op gereageerd en zo is er een oplossing gekomen voor het probleem.
Destijds waren de regering en de media veel gevoeliger voor wat er leefde onder buitenlandse ingezetenen. Nu is de situatie compleet veranderd. Noch de leidinggevenden, noch de media zijn gevoelig voor de Turken en ten opzichte van Turkije. Gevoelig is trouwens allang het goede woord niet meer, er is zelfs sprake van een vijandige houding ten opzichte van Turken en Turkije. En dat ondanks U!
Ik zeg “Ondanks U” want U hebt voortdurend tijdens Uw bezoek met de kroonprins aan Turkije in heel positieve en warme zin signalen uitgezonden, U hebt aan de kringen, die Turkije niet kennen, niet willen kennen, verteld over het Turkije, zoals U het beleefd en meegemaakt hebt.
Wat is Turkije ons nabij”, hebt U gezegd. U bedoelde daarmee te zeggen tegen al degenen, die Turkije als een achtergebleven Arabisch land kennen, “Kijk eens, Turkije is niet het achtergebleven land, dat jullie denken, het is een land dat voorop gaat in sociale contacten, misschien niet van de overheid zelf, maar wel onder de bevolking; dat zich in cultureel opzicht met de wereld kan meten, een land dat qua economie en industrie aan de top staat. Het zou heel verkeerd zijn dit land buiten Europa te laten.”
Maar terwijl U zich ingespannen hebt, dit signaal te geven, hebben de mediavertegenwoordigers, die U volgden, zich inspanningen getroost Uw woorden te ontkrachten en Turkije en de Turken zoveel mogelijk met slechte beelden in een kwaad daglicht te stellen.
Terwijl U in tegenwoordigheid van Atatürk van “de Turkse beschaving” sprak, hebben de media van Uw land getracht een punt dat helemaal niet op de agenda stond en ook niet had moeten staan, de zogenaamde Armeense genocide, aan de orde te stellen.
Terwijl U sprak van de ‘sociale en culturele rijkdom’ van Turkije, hebben Uw mediavertegenwoordigers alleen maar gesproken over de mensenrechten en de zogenaamde onderdrukking, waaronder de Christenen te lijden zouden hebben.
Terwijl de media in Turkije heel veel aandacht schonk aan alle onderdelen van Uw staatsbezoek, heeft de media in Nederland, als ze al plaats voor U maakten, niet over de schoonheden van Turkije, maar met een zeer negatieve houding alleen over de lelijke kanten van het land gesproken.
Zo is het nu eenmaal gesteld met Uw media, Majesteit.
Prins Willem Alexander heeft wel tegen de jongeren, die de media daar in een rondetafelgesprek bekritiseerden, gezegd : “99% van de media probeert positief te berichten” en daarmee geprobeerd het voor de Nederlandse
media op te nemen. Ik ga er van uit, dat de kroonprins deze verdediging uit beleefdheid op zich genomen heeft. Ik wil niet met Prins Willem Alexander hierover in discussie gaan, maar ik wil hem een paar feiten voorhouden:
Een grote meerderheid van de Nederlandse media, zo niet het geheel, stelt zich vijandig op tegenover Turkije en de Turken. Zoals politici van het kaliber van Rita Verdonk en Geert Wilders met hun afkeer van Turkije en Turken op stemmenjacht gaan, zo hollen de Nederlandse media met eenzelfde afkeer achter hun kijkcijfers en oplagen aan. Het doel van deze kwalijke politici en media is hetzelfde.
Majesteit, weet U waarom ik een groot deel van de media “kwalijk” durf te noemen? Moge ik U een voorbeeld geven:
5 jaar geleden heb ik een lang commentaar in het Turks en het Nederlands geschreven in mijn krant, DÜNYA.
Uw zoon Prins Willem Alexander zou toen voor een bezoek naar Turkije gaan. Maar juist op dat moment werd door een justitiële fout een van de perverse daders, die in Alanya Nederlandse meisjes verkracht en een van hen vermoord hadden, vrijgelaten. Hierover is de Nederlandse media allemaal in het geweer gekomen. Daar zouden wij ook geen enkel bezwaar tegen kunnen maken. Het recht moest zijn loop hebben. Maar dit streven naar recht doen werd wel op zo’n vijandige manier onder woorden gebracht, alsof bijna alle Turken potentieel crimineel waren; er werd zelfs opgeroepen tot een boycot van Turkse producten. En men verlangde dat Prins Willem Alexander niet naar Turkije zou gaan. Uiteraard hebt U ook het een en ander overwogen en besloten, dat een bezoek in een dergelijke atmosfeer ongewenst zou zijn. En daarop heeft de Prins zijn reis naar Turkije uitgesteld.
Ik heb toen een commentaar geschreven onder de titel, “Zoek eerst de splinter in Uw eigen oog, voordat ge U beklaagt over de balk in andermans ogen” In dat commentaar heb ik eerst de verkrachters van de Nederlandse meisjes in Alanya vervloekt, maar vervolgens ook een waarschuwing uitgesproken aan het adres van de jonge meiden en hun ouders in Nederland. Ik schreef, dat Nederlandse meisjes, die met vakantie gingen naar het buitenland soms zo uit de band konden springen zoals als ze dat in Nederland nooit van hun leven zouden doen. Ik heb de jonge meisjes toen geadviseerd:
“Wees voorzichtig. Doe geen gekke dingen in landen aan de Middellandse Zee zoals Griekenland en Turkije die je zelfs in de Scandinavische landen niet zou doen! Geef je niet teveel bloot in landen, waarvan de dorpelingen zelfs nog nooit meisjes met ontblote armen gezien hebben” of woorden van die strekking.
Daarop is dit commentaar in de Nederlandse media uitgebreid geciteerd. Maar een overijverig medewerker van een agentschap kopte ‘Verkrachting Alanya was eigen schuld’ (Volgens Karaçay hebben de slachtoffers van Alanya alles aan zichzelf te wijten) en bediende daarmee 28 andere media op hun wenken. Bijna in alle kranten werd dit nieuws groot gebracht. De familie van de slachtoffers nam een advocaat in de arm en daagde mij voor het gerecht.
Majesteit, uiteraard heb ik mij daar verdedigd en verklaard, dat mijn uitlatingen bewust verkeerd waren weergegeven. De hoofdredacteur van het Utrechts Nieuwsblad, die het bericht van het agentschap in grote opmaak had gebracht, moest later in een redactioneel commentaar toegeven “dat wij het bericht van het persagentschap ten onechte in grote opmaak gebracht hebben, Karaçay heeft zich zo nooit uitgelaten.”
Majesteit, niet alleen Uw media en Uw politici, maar helaas ook sommige van Uw juristen, die rechtvaardigheid beoefenen, zijn niet altijd onpartijdig als het om Turken of Turkije gaat. Ik kan U daarvan vele voorbeelden geven. Maar Uw rechters hebben mij, ondanks de waarschuwing van de hoofdredacteur van het Utrechts Nieuwsblad, tot een geldboete van 6 duizend Euro veroordeeld, omdat zij meer waarde hechtten aan de kop, die het persagentschap publiceerde. Ook in hoger beroep en in cassatie zijn de rechters hiervoor doof gebleven en hebben mijn veroordeling in stand gelaten. Ook al heeft mijn advocaat mij met een beroep op de persvrijheid en de wetgeving van de Europese Unie verdedigd, het mocht niet baten. De vervolgde persoon was een Turk en moest wel veroordeeld worden.
Majesteit, ik wil U geen onrecht aandoen. Uw reis naar Turkije is ook wel op positieve wijze getoond. In een programma werd er wel 1 ½ uur aan gewijd. In de studio bevond zich een groep Turken, die in wisselgesprekken met de reporters die live uit Istanbul berichtten, een en hetzelfde feit beklemtoonden: Turkije is een modern land en de Turkse mens is beschaafd…
Uw zoon, de Kroonprins en Prinses Maxima, die al eerder naar Turkije gegaan waren, kenden ons land al goed. Daarom ook gaven zij overal, waar zij verschenen, de positieve indruk die zij van het land hadden weer. Maar Uw media hebben die positieve opmerkingen verdraaid.
Sommige instellingen in Uw land verrichten hier, alsof het om serieus werk ging, verkeerde en schadelijke werkzaamheden. Zij laten bijvoorbeeld valse onderzoeken verrichten, waaruit dan conclusies komen als “Trouw niet met iemand uit Turkije” Onderzoeken over eerwraak en geweld binnen het gezin worden vooral op Turken geconcentreerd. Er worden boeken over uitgegeven, alsof dit soort primitiviteit in de Turkse gemeenschap heerst. Deze niet van overdrijving gespeende instellingen ontvangen van U, dat wil zeggen van de overheid, geldelijke ondersteuning. Zij zijn evenwel noch voor de staat, noch voor de burger van enig wezenlijk nut. In tegendeel, zij zijn er op uit, de Turken als een onsympathieke gemeenschap te portretteren.
Majesteit, wij zijn een gemeenschap van bijna 500 duizend personen, die al meer dan 40 jaar in Uw land leeft, woont en werkt. Volgens officiële gegevens zouden bijna 275 duizend van hen inmiddels de Nederlandse nationaliteit hebben aangenomen, dus Uw “onderdanen” geworden zijn. Ook al zijn wij van origine “republikeins” dat wil niet zeggen, dat wij enige binding hebben met of voelen voor de groeperingen, die tegen de monarchie zijn. Dat wil zeggen, wij zijn dus helemaal niet ongelukkig als Uw onderdanen hier te leven. Wij hebben altijd van harte en met veel vreugde samen met de andere Nederlanders op 30 April Koninginnedag gevierd. Wij hebben steeds van Nederland gehouden. Wij waren blij, dat de tulpen, die U vierhonderd jaar geleden bij ons vandaan haalde, door Uw land over de hele wereld bekend en bemind werden. Wij hielden van Uw windmolens, Uw klompen en Uw voetbal. Ja, dat herinnert mij eraan, dat ik net als zovele “oranje” fans in 1978 tranen met tuiten moest huilen, toen Nederland in Argentinië geen kampioen kon worden.
Zo wil ik U uitleggen, Majesteit, dat wij met ons vijfhonderdduizenden als Turken en Nederlanders van Turkse origine steeds trouwe onderdanen van Uwe Majesteit gebleven zijn. De kinderen van hier als schoonmaker gekomen Ahmet’s en Mehmet’s, hebben zich zelfs zozeer in Uw land geïntegreerd, dat sommigen het tot Kamerlid of gemeenteraadslid brachten… Een van hen, Nebahat Albayrak, werd zelfs Staatssecretaris. Als U mij toestaat,
Majesteit, wil ik U een paar getallen noemen van in Uw land geïntegreerde Turken: Tot op vandaag hebben wij bijna 300 Gemeenteraadsleden, 7 parlementariërs, 15 leden van Provinciale Staten en 7 wethouders geleverd. We hebben bijna 15 duizend ondernemers, waarvan vele misschien slechts middenstanders, maar er zijn ook een aantal grote zakenlieden bij met een jaarlijkse omzet van miljoenen euro’s.
Ook hebben wij bij belangrijke en grote bedrijven en instellingen in Nederland honderden van onze mensen op vooraanstaande posities. Onze kinderen worden goed opgevoed. Zij, die interesse hebben voor politiek en handel zullen voor de toekomst van Nederland een grote rol gaan spelen.
Maar hoe jammer is het nu, dat deze aan Nederland zo trouwe en gehechte groep van nuttige Turken daarvoor geen enkele waardering krijgt. Met een opeenstapeling van minachting bejegend, krijgen zij langzamerhand genoeg van dit land!
Zorgt U er toch voor, Majesteit, dat wij deze nuttige en goede mensen niet kwijtraken! Want een aantal hoogopgeleide Turken is al begonnen het land te verlaten…Het steeds verder vergrijzende Nederland zal nog grote behoefte aan onze jongeren krijgen.
Majesteit, de Nederlanders houden van U en uw gezin, vooral ook in kringen die geloven in en waarde hechten aan de slechte politici, die tot vreemdelingenhaat aanzetten. In het belang van de toekomst van Nederland vraag ik U daarom: wilt U ook aan deze mensen Uw gedachten en opvattingen zo vaak als mogelijk is vertellen en hun duidelijk maken, hoezeer zij door deze akelige politici bedrogen worden.
Natuurlijk zijn wij ook verplicht de in onze gemeenschap bestaande of vermoede onjuistheden te corrigeren. Die verplichting zullen wij ook absoluut nakomen, zelfs als men zich niet om ons bekommert.
Majesteit, tracht U ons weer de liefde voor Uw land bij te brengen, waarvan wij zozeer gehouden hebben, maar waarvan wij nu enigermate verkild zijn. Spreekt U vooral heel vaak Uw waarschuwingen uit tegen de kringen, die ons die liefde voor het land proberen tegen te maken. Laat niet toe, dat er tussen ons en ons geliefde Nederland verkilling optreedt!
Zelf ben ik verkild, maar nog steeds, zoals in 1978 in Argentinië, bereid mijn tranen te vergieten voor Nederland. Als het maar niet voor niets is!
Majesteit, ik heb zelf honderden Nederlandse verwanten, mijn kinderen en kleinkinderen zijn hier geboren. Mijn kinderen zijn zo vernederlandst dat zij zelfs een traditioneel Turks gedragspatroon niet meer vertonen.
Weet U, welk gedragspatroon dat is? Dat Turken, waar ook ter wereld altijd in Turkije begraven willen worden! Mijn kinderen zullen mij niet in mijn geliefde Mersin, maar in Nederland begraven, Majesteit. Laat U dus niet toe dat dergelijke Turken uit Nederland wegvluchten of hun liefde voor dat land laten bekoelen.
Laten ze de Turken niet afstoten, maar in hun armen sluiten!
Moge U nog lang gezond blijven, Majesteit!
İlhan Karaçay

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum