Avrupa’da “Hasta Adam” Tanımı Yeniden Şekilleniyor
“Hasta adam” ifadesi, ilk kez 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu için kullanılmıştı. Zamanla bu kavram, ekonomik, kurumsal ve siyasal çözülme yaşayan devletleri tanımlayan yerleşik bir analiz çerçevesine dönüştü. 20. yüzyıl boyunca Birleşik Krallık’tan Japonya’ya, Yunanistan’dan Weimar Almanyası’na kadar birçok ülke bu metaforla anıldı.
Bugün ise tablo değişmiş durumda. “Hasta adam” artık tekil ülkeleri değil, bütün bir Avrupa kıtasını tarif eden yapısal bir kavram haline geliyor. Uzun yıllar hukuk devleti, sosyal refah modeli ve kurumsal istikrarıyla küresel sistemin merkezinde yer alan Avrupa, yeni rekabet koşullarında belirleyici rolünü giderek yitiriyor. Sorun yalnızca ekonomik yavaşlama değil; daha derin bir stratejik gerileme söz konusu.
Demografik Kırılganlık: Yaşlanan Kıta
Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği’nde ortanca yaş 2024 itibarıyla 44,7 seviyesine yükseldi. İtalya gibi ülkelerde bu rakam 48,7’ye kadar çıkıyor. Bu göstergeler, Avrupa’nın artık sadece “yaşlanan” değil, yapısal olarak yaşlı bir kıta olduğunu ortaya koyuyor.
Çalışma çağındaki nüfusun daralması, iş gücü piyasasını baskılarken vergi tabanını küçültüyor. Buna karşılık emeklilik, sağlık ve sosyal destek harcamaları hızla artıyor. Avrupa’nın refah devleti modeli, genç ve üretken nüfus varsayımı üzerine kuruluydu. Bugün bu denge ciddi biçimde zorlanıyor.
Sağlık ve Sosyal Devlet Baskısı
Yaşlı nüfus oranının artması, sağlık sistemleri üzerinde doğrudan maliyet şoku yaratıyor. Kronik hastalıkların yaygınlaşması, uzun süreli bakım ihtiyacının artması ve yaşam süresinin uzaması, kamu bütçeleri üzerinde giderek ağırlaşan bir yük oluşturuyor.
Bu tablo yalnızca mali bir sorun değil. Sağlık ve sosyal devlet mekanizmalarının zorlanması; siyasi popülizmi, toplumsal gerilimi ve göç karşıtlığını besleyebilecek bir zemin hazırlıyor. Avrupa’nın sosyal modeli, önümüzdeki yıllarda ciddi bir dayanıklılık testinden geçecek.
Avrupa’nın Kendi Aynası: Draghi Raporu
Mario Draghi tarafından Eylül 2024’te hazırlanan Avrupa Rekabet Stratejisi Raporu, kıtanın içinde bulunduğu durumu en net biçimde ortaya koyan belgelerden biri olarak öne çıktı. Raporda, Avrupa’nın sorunlarının geçici krizler değil, birikmiş ve yapısal bir rekabet kaybı olduğu vurgulandı.
Rapora göre Avrupa, ABD ile arasındaki verimlilik ve teknoloji farkını kapatmakta zorlanıyor. Dijital dönüşümün gerisinde kalan kıta, yüksek enerji maliyetleri, Çin ile artan rekabet ve yetersiz savunma yatırımları nedeniyle küresel yarışta geri düşüyor. Avrupa Birliği’nin toplam ekonomik çıktısı, ABD’nin yaklaşık yüzde 40 gerisinde bulunuyor. Özel sektör AR-GE yatırımları ise ABD seviyesinin ancak yarısına ulaşabiliyor.
En dikkat çekici göstergelerden biri ise son elli yılda Avrupa’dan 100 milyar avro piyasa değerini aşan yeni bir küresel teknoloji şirketi çıkmamış olması.
Aşırı Regülasyon ve İnovasyon Sorunu
Avrupa’nın kronik problemlerinden biri de regülasyon kültürünün inovasyonu sınırlayan bir noktaya ulaşması. Kıta, teknoloji üretmekten çok teknolojiyi düzenlemeye odaklanıyor. Bu yaklaşım kısa vadede güvenlik ve etik avantajlar sunsa da uzun vadede rekabet gücünü zayıflatıyor.
Yapay zekâ alanında yürürlüğe giren AI Act, bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Avrupa, risk temelli düzenlemelerle öncü olmayı hedeflerken, inovasyon hızını kendi eliyle yavaşlatan bir yapıya sürükleniyor.
Çip ve Üretim Kapasitesi Açığı
Avrupa’nın teknolojik gerilemesinin en sembolik alanlarından biri yarı iletkenler. 1990’da küresel çip üretiminin yaklaşık yüzde 44’üne sahip olan Avrupa’nın payı bugün yüzde 9 seviyesine kadar gerilemiş durumda.
Avrupa Birliği, bu tabloyu tersine çevirmek için 2022’de European Chips Act’i devreye soktu ve 2030 için yüzde 20 pazar payı hedefi açıkladı. Ancak denetim kurumları bu hedefin mevcut koşullarda gerçekçi olmadığına dikkat çekiyor. Yüksek maliyetler, uzun izin süreçleri ve yoğun kamu teşviklerine bağımlılık, Avrupa’nın üretim kapasitesini sınırlıyor.
Savunma ve Güvenlik Açığı
Avrupa’nın savunma sanayisi de benzer bir yapısal kırılganlık sergiliyor. Uzun yıllar ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında kalmak, kıtanın savunma inovasyonunu ve üretim ölçeğini zayıflattı. Bugün insansız sistemler, yapay zekâ destekli komuta-kontrol ağları ve otonom platformların belirleyici olduğu yeni askeri çağda Avrupa, dağınık ve yavaş bir yapı sergiliyor.
Ortak savunma vizyonunun zayıflığı, ulusal önceliklerin öne çıkması ve uzun ihale süreçleri, ölçek ekonomisi oluşturulmasını zorlaştırıyor.
Genel Değerlendirme
Avrupa, uzun yıllar gücünü kurumsallıktan aldı. Bugün ise aynı kurumsallık, kıtanın hareket kabiliyetini sınırlayan bir faktöre dönüşmüş durumda. Yaşlanan nüfus, ekonomik dinamizmi azaltırken aşırı regülasyon inovasyonu yavaşlatıyor. Çipten savunmaya, yapay zekâdan sağlık sistemlerine kadar birçok alanda yaşanan gerileme artık yalnızca hissedilen değil, ölçülebilen bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor.
Önümüzdeki yıllar, Avrupa için sosyal, ekonomik ve güvenlik başlıklarında çok daha zorlu sınavların yaşanacağı bir dönem olacak. Kıtanın bu süreci tersine çevirmek için sahip olduğu zaman aralığı, sanılandan daha dar olabilir.
© AA TURKINFO.NL
Yorumlar
Kalan Karakter: