Analiz | Editor: Mustafa Demir – Turkinfo.nl
18 Mart’ta yapılacak Hollanda yerel seçimleri yaklaşırken, siyasi partilerin aday listeleri netleşti. Ülke genelinde ulusal ve yerel partilerde 1000’in üzerinde Türk kökenli aday bulunuyor. Bu sayı ilk bakışta güçlü bir temsiliyet izlenimi verse de, adayların listelerdeki sıralamaları, tercihli oy mekanizması ve oyların dağılma biçimi dikkate alındığında tablo çok daha karmaşık — hatta göçmenler açısından riskli.
Bu analizde;
-
Türk ve Fas kökenli seçmenlerin neden bölündüğünü,
-
Ana akım partilerin yıllardır uyguladığı “vitrin aday” stratejisini,
-
DENK partisinin bu seçimlerde neden kritik bir eşikte olduğunu,
-
Ve bilinçli oy kullanılmadığı takdirde Rotterdam ve Schiedam gibi kazanımların neden kaybedilebileceğini ele alıyoruz.
Aday Listeleri, Sıralamalar ve “Seçilebilir Yer” Gerçeği
Hollanda’da seçim sistemi, seçmene tercihli oy (voorkeursstem) kullanma imkânı tanır. Teorik olarak bu sistem, listelerin alt sıralarındaki adayların da seçilmesini mümkün kılar. Ancak pratikte bu, yüksek örgütlenme ve seçmen bilinci gerektirir.
Ana akım partiler olan VVD, PvdA, CDA ve D66, Türk ve Fas kökenli adaylara listelerinde yer verse de, bu adayların büyük kısmı seçilme ihtimali düşük sıralara yerleştiriliyor. Toplum içinde uzun süredir dile getirilen eleştiri net:
“Aday gösteriliyorsun ama seçilmen beklenmiyor.”
Bu yöntem, yıllardır değişmeyen bir ulusal stratejinin parçası. Amaç; göçmen oylarını çekmek, fakat aynı oyların tek bir siyasi güç hâline gelmesini engellemek.
Göçmen Oyları Neden Beş Parçaya Bölünüyor?
Bugün Türk ve Fas kökenli seçmenlerin oyları ağırlıklı olarak şu partilere dağılıyor:
-
VVD
-
PvdA
-
CDA
-
D66
-
DENK
-
50Plus
-
Çok sayıda yerel parti
Sonuç:
Zaten katılım oranı düşük olan yerel seçimlerde, göçmen oyları 5–6 farklı partiye bölünüyor. Bu bölünme, hiçbir partide belirleyici bir güç oluşmamasına yol açıyor. Kazanan oluyor mu? Hayır.
Kaybeden kim? Göçmen seçmenin kendisi.
Bu tablo tesadüf değil. Yıllardır işleyen ve ne yazık ki başarılı olan bir yöntem.
DENK Partisi: İstisna mı, Son Kale mi?
Bu noktada DENK’i ayrı bir parantezde değerlendirmek gerekiyor. Parti, bu seçimlerde ilk kez bu kadar çok belediyede yarışıyor. Ülke genelinde örgütlenmesini tamamlayan DENK, göçmen kökenlilerin yoğun yaşadığı hemen her belediyede sahada.
Son yerel seçimlerde Rotterdam ve Schiedam belediyelerinde söz sahibi olunması, bunun somut bir sonucu oldu. Bu başarı, göçmen oylarının belirli bir eksende toplanabildiğinde nasıl siyasi güce dönüştüğünü gösterdi.
Ancak bu kazanımlar garanti değil.
Aşırı Sağ Birleşiyor, Diğerleri Dağıtıyor
Bu seçimlerin en kritik farkı şu:
Aşırı sağ partiler tek çatı altında konsolide olurken, onların karşısındaki seçmen kitlesi daha da parçalanıyor.
Üstelik aşırı sağ dışında kalan hemen tüm partiler, listelerine Türk ve Fas kökenli adaylar ekleyerek oyları daha da bölüyor. İlk bakışta “temsiliyet” gibi görünen bu tablo, sandıkta tam tersine çalışıyor.
Sonuçta;
-
Oylar bölünüyor
-
Baraj etkisi oluşuyor
-
Belediye meclislerinde söz sahibi olma şansı azalıyor
Kaybedilebilecek Şehirler, Kaybedilecek Temsil
Bugün Hollanda’da Türk ve Fas kökenli seçmenlerin, bilinçli ve stratejik oy kullanmaları hâlinde belediye yönetiminde etkili olabilecekleri birçok şehir var:
-
Amsterdam
-
Utrecht
-
Den Haag
-
Eindhoven
-
Deventer
-
Zaandam
-
Dordrecht
-
Tilburg
-
Venlo
-
Nijmegen
-
Arnhem
-
Vlaardingen
Ancak oylar dağılırsa, bu potansiyel kâğıt üzerinde kalır. Daha da kötüsü, son seçimlerde kazanılan Rotterdam ve Schiedam gibi stratejik belediyelerin bile kaybedilmesi mümkündür.
“Aday Var, Seçilebilir Yer Yok” Stratejisi: Yıllardır İşleyen Sessiz Mekanizma
Hollanda’daki köklü siyasi partilerde Türk ve Fas kökenli adaylara yer verilmesi, ilk bakışta kapsayıcı bir yaklaşım gibi görünse de, liste sıralamaları incelendiğinde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Bu partilerde göçmen kökenli adayların doğrudan seçilebilecek sıralarda yer alma oranı oldukça düşük.
Bu durum, tesadüfi değil; aksine yıllardır uygulanan ve sonuç veren bir ulusal stratejinin parçası. Aday gösterme süreci, çoğu zaman “temsiliyet” algısı yaratırken, aynı anda göçmen oylarının birden fazla partiye bölünmesini sağlıyor. Böylece ne tek bir partiye ciddi bir güç aktarımı oluyor ne de göçmen seçmen, siyasal alanda kolektif bir etki oluşturabiliyor.
Bu noktada DENK Partisi’ni ayrı bir yerde değerlendirmek gerekiyor. Zira parti, adaylarını yalnızca vitrin amacıyla değil, seçilebilir sıralarda konumlandırma yaklaşımıyla diğerlerinden ayrışıyor. Buna karşılık Hollanda’nın köklü partilerinde hâkim olan anlayış değişmiyor:
“Biz seni aday gösteririz; eğer yeterli oyu toplarsan, halk seni seçmiş olur.”
Ancak pratikte bu yaklaşım, katılım oranlarının zaten düşük olduğu bir ülkede, özellikle yerel seçimlerde temsiliyet kaybını derinleştiriyor. Oyların 5–6 farklı partiye dağılması, göçmen seçmenin hak ettiği siyasi temsile ulaşmasını zorlaştırıyor ve mevcut sistemin sessizce işlemesine zemin hazırlıyor.
Sonuç: Vitrin Temsiliyet mi, Gerçek Güç mü?
Hollanda’daki Türk ve Fas kökenli seçmenler için mesele artık sadece “aday sayısı” değil. Asıl soru şu:
Bu adaylar, gerçek bir siyasi güce mi dönüşüyor, yoksa sadece vitrin süsü mü?
Aşırı sağın yükseldiği, diğer partilerin oyları bilinçli şekilde dağıttığı bir ortamda;
bilinçli, stratejik ve ortak akla dayalı oy kullanımı her zamankinden daha hayati.
Aksi hâlde;
-
Temsil hakkı zayıflar
-
Belediyelerde söz kaybolur
-
Ve yıllardır “neden değişmiyor?” diye sorulan tablo, aynen devam eder.
18 Mart, sadece bir yerel seçim değil.
Bu tarih, göçmen seçmenin parçalanmışlık mı yoksa ortak güç mü seçeceğinin günü olacak.
— Turkinfo.nl | Analiz - Mustafa Demir
Yorumlar
Kalan Karakter: