KAHPELİK!
Ukrayna’ya saldıran Rusya, dünyadaki tüm etkinliklerden çıkarıldı ve aforoz edildi.
Venezuela’dan sonra İran’a da keyfi saldıran ABD, Dünya Futbol Şampiyonası’nı organize edecek.
Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçlusu ilan ettiği Netanyahu’nun tutuklanması yönünde karar verdi ama dünya sağır sultanı oynuyor.
İlhan KARAÇAY yazdı:
Değerli Okurlarım,
Bugün sizlere alışılmışın dışında bir yorum sunacağım. Dikkatinizi daha çok çekmek için kocaman harflerle ve fotoğrafsız bir yorum:
Dünya çok tuhaf bir dönemden geçiyor. Tuhaf diyorum ama aslında kelimeyi yumuşatarak söylüyorum. Çünkü gerçekte olan şey tuhaflık değil, açık bir çifte standart ve düpedüz bir kahpeliktir.
Evet, bu kahpelik kelimesi ağırdır. Ama bazen gerçekleri anlatmak için ağır kelimeler gerekir. Bugün dünyanın gidişatını anlatmak için “kahpelik” kelimesinden daha uygun bir tanım bulmak zor.
Çünkü bugün dünyada adalet herkese eşit uygulanmıyor. Kurallar herkese aynı şekilde işlemiyor. Hukuk bazıları için demir gibi serttir. Bazıları için ise pamuk kadar yumuşaktır.
Adalet terazisi eğrilirse dünya dengede kalmaz. Bugün dünyanın terazisi kırılmıştır.
Bir ülke suç işlediğinde yaptırım uygulanıyor. Başka bir ülke aynı suçu işlediğinde diplomasi konuşuluyor. İşte dünyanın en büyük ahlâk iflası budur.
Bunun en açık örneklerinden birini Rusya-Ukrayna savaşında gördük. Rusya Ukrayna’ya saldırdıktan sonra dünya ayağa kalktı. Spor dünyası Rusya’ya kapılarını kapattı. Rus sporcular birçok uluslararası organizasyondan dışlandı. Avrupa ve dünya şampiyonalarında yer alamadılar. Olimpiyatlarda bayrakları yasaklandı. Eurovision Şarkı Yarışması’ndan bile çıkarıldılar.
Bu kararlar saldırganlığa karşı uluslararası dayanışma adına alınmış kararlardı ve bu yönüyle anlaşılırdı.
Ama aynı dünya, İsrail söz konusu olunca bambaşka bir yüz gösteriyor.
Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi, İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında savaş suçları nedeniyle yakalama kararı çıkarıyor. Hukuken bu kararın anlamı çok nettir. Bu kişi yakalanmalıdır.
Ama bakıyorsunuz ki dünya sessiz. Bazı ülkeler “Bizim hava sahamıza girerse yakalarız” gibi yarım ağız açıklamalar yapıyor. Çoğu ise hiç konuşmuyor bile.
Daha ilginç olanı ise şu: İsrail Eurovision Şarkı Yarışması’na katılıyor ve organizasyonlarda yer almaya devam ediyor. Bazı ülkeler protesto ediyor ama Eurovision’u yöneten kurumların kulağı sağır.
Rusya söz konusu olduğunda saniyesinde karar alınabiliyor. İsrail söz konusu olduğunda ise kimse kılını kıpırdatmıyor.
Sporun siyasete alet edilmemesi gerektiğini söyleyenler nedense siyasetin sporun arkasına saklanmasına hiç itiraz etmiyor.
Aynı çifte standart Amerika konusunda da karşımıza çıkıyor.
ABD, uluslararası hukuka aykırı olduğu tartışılan askerî operasyonlar yapıyor. İran’a saldırıyor. Ama buna karşı spor dünyasında veya uluslararası organizasyonlarda hiçbir yaptırım konuşulmuyor.
Oysa bu yıl Dünya Futbol Şampiyonası’nın ev sahiplerinden biri ABD.
FIFA, Rusya’yı hızla dışlayabiliyor ama ABD için tek kelime etmiyor.
Kuralların güçlüye işlemeyip sadece zayıfa uygulanması, hukukun değil gücün egemen olduğunu gösterir.
İşte ben buna kahpelik diyorum.
Çünkü adalet seçici olamaz. Hukuk güçlüye başka, zayıfa başka uygulanamaz. Eğer dünyada bir kural varsa o kural herkese uygulanmalıdır. Eğer saldırganlık cezalandırılacaksa herkes için cezalandırılmalıdır. Eğer savaş suçları gerçekten suçsa bunu işleyen kim olursa olsun aynı muameleye tabi tutulmalıdır.
Ama dünya bugün böyle işlemiyor.
Dünya bugün güçlünün hukukunun egemen olduğu bir yer hâline geldi.
Bu durum bana geçen hafta yazdığım bir hikâyeyi yeniden anlatma ihtiyacı doğurdu.
Mersin’deki çocukluk yıllarımda mahallemizde Arap asıllı bir genç ile Roman bir genç kavga ediyordu. Toz kalkmış, bağrışmalar yükselmişti. Araya giren Arap asıllı bir başka genç yüksek sesle “Yapma yapma” diyordu.
Ama aynı anda Arapça bir şey mırıldanıyordu: “Dırbo, dırbo…”
Mahalledeki Roman genç, iç içe yaşadıkları komşularının dilini az da olsa biliyordu.
“Dırbo”nun “vur” demek olduğunu hatırlıyordu.
Roman kökenli genç dayanamadı ve Roman şivesi ile bağırdı:
“Aaaa… Hem yapma yapma dersin, hem de dırbo dırbo dersin!”
O gün mahallede herkes gülmüştü. Çünkü dalavere ortadaydı. İki yüzlülük saklanamıyordu.
Dünya siyasetine bakıyorum.
Aynı sahne.
ABD ve İsrail İran’ı vuruyor.
Bombalar düşüyor.
Siviller ölüyor.
Şehirler sarsılıyor.
Anneler çocuklarını enkazdan çıkarıyor.
Duman göğe yükseliyor.
Bir kısım devlet başkanları ekrana çıkıyor.
“Gerilim artmasın.”
“Taraflar itidalli olsun.”
“Uluslararası hukuk gözetilmeli.”
Sözler süslü. Ton ciddi. Yüz ifadeleri kaygılı.
Ama aynı devletlerin hava sahaları açık.
Askerî anlaşmaları yürürlükte.
Silah ticareti sürüyor.
Stratejik iş birlikleri tıkır tıkır işliyor.
Yani devlet başkanları ve başbakanlar kürsüde “Yapma yapma” diyorlar.
Koridorlarda ise “Dırbo dırbo.”
Bu kadar net. Bu kadar çıplak.
İşte dünya siyasetinin özeti tam olarak budur.
Ben gazeteciliğimin ilk yıllarında savaşların ne kadar anlamsız olduğunu çok erken fark edenlerden biriyim.
Bir zamanlar Irak’ın İran’a saldırmasıyla başlayan savaş sırasında çalıştığım gazete beni cepheye göndermek istemişti. Savaşı izlemem ve savaşın içinden haber yazmam istenmişti.
Ama ben gitmedim.
Çünkü savaşı hiç sevmedim.
Gazeteme şunu söyledim: “Beni savaşlara göndermeyin. Beni insanların bir araya geldiği barış dolu etkinliklere göndermeye devam edin.”
Gazete daha sonra o savaşı izlemek için Londra’dan Faruk Zapçı’yı göndermişti.
Ben ise o gün verdiğim karardan hiçbir zaman pişman olmadım.
Çünkü savaşın kazananı olmaz. Savaş sadece mezarlıkları büyütür.
Ama bugün dünyaya baktığımızda savaşların bile adaletinin kalmadığını görüyoruz.
Bazı savaşlar suç sayılıyor. Bazıları ise görmezden geliniyor.
Bazı liderler uluslararası mahkemelerde yargılanıyor. Bazıları ise kırmızı halılarla karşılanıyor.
Bazı ülkeler spor müsabakalarından bile dışlanıyor. Bazıları ise her şeye rağmen sahnenin ortasında kalmaya devam ediyor.
İşte bu yüzden bugün mesele sadece savaş değildir.
Mesele, dünyanın göz göre göre sürüklendiği büyük bir kahpeliktir.
Ve bu kahpelik sona ermeden dünyaya gerçek barış gelmeyecektir.
Bu kahpelik sadece bir ülkenin veya bir liderin sorunu değildir. Bu, sessiz kalan herkesin ortak sorunudur.
Çünkü adaletsizlik karşısında sessiz kalanlar da bu düzenin parçası hâline gelir.
Ve dünya bu kahpelikten kurtulmadıkça ne barış gerçek olacak ne de hukuk gerçekten var olacaktır.
Bu kahpelik sadece birkaç ülkenin sorunu değildir. Bu, sessiz kalan bütün dünyanın ortak sorunudur.
Adalet güçlüye göre eğilip bükülüyorsa ortada hukuk yoktur. Sadece güç vardır.
Ve güç adaletin yerine geçtiği gün dünya medeniyetini kaybetmeye başlar.
İşte bu yüzden bugün mesele sadece savaş değildir.
Mesele, dünyanın göz göre göre sürüklendiği büyük bir kahpeliktir!
Yorumlar
Kalan Karakter: